,
Buradasınız  :  Anasayfa > Kategoriler > Tarih-Kültür > Genel Bilgiler > Hindistan > 
Tarih-Kültür
Hindistan tarihi
Hindistan’ın tarih öncesi, İndus uygarlığına dayanır (Harappa ve Mohenco-Daro sitleri, İndus Vadisi, MÖ 2500-1500); İndus uygarlığının, Arî istilaları veya sulamalı tarımdaki düzensizlik nedeniyle ortadan kalktığı tahmin edilmektedir. Ülkeye, MÖ 15. yüzyıldan sonra Arî uygarlığının girişi, kutsal Veda (edebî ve dinî metinler derlemesi) metinlerinden anlaşılır. Brahmanların dinî temele dayalı iktidarından derinlemesine etkilenen bu uygarlık, doğuya doğru yayılarak gelişti. Ertesi yüzyıl, Brahmanizme bağlı toplumsal örgütlenme sistemine (kastlar) karşı, Caynacılığın ve özellikle de Hinduizmin doğmasıyla bir tepki olarak ortaya çıktı. Aynı dönemde ülkenin kuzeybatısı, I. Dara önderliğinde Pers istilasına uğradı; İndus Vadisi’ni alan I. Dara, burasını bir satraplık yaptı (MÖ 6. yüzyıl sonu). İki yüzyıl sonra Büyük İskender’in seferi Hindistan’ı, Yunan dünyasıyla kısa da olsa dolaysız ilişkiye itti (Gandhara’daki Yunan-Buda sanatı, daha sonraki bir dönemde Hristiyanlık çağının başında, büyük ölçüde Helenleşmiş olan Baktria ile ilişkilerin sonucu doğdu). Çandragupta, MÖ 321’de Maurya hanedanını kurduktan sonra İskender’in komutanı I. Seleukos’u gerileterek, oğlu, Budacı kral Aşoka’nın (MÖ 264-226) sonraki yıllarda büyük ölçüde genişlettiği bir imparatorluk kurdu.

Maurya İmparatorluğu’nun çökmesinden (MÖ 2. yüzyıl başı) sonra Hindistan, bu kez Hint-İskitlerin bir istila dalgasıyla karşı karşıya kaldı; bunun sonucu, Helen kültürüne geniş yer veren Kuşana Krallığı doğdu (MS 1-3. yüzyıl). Kuşana Krallığıyla birlikte Dekkan’da Çatakarnilerin Andhra İmparatorluğu kuruldu. Gupta İmparatorluğu’nun doğmasıyla (MS 4-6. yüzyıl) Hindistan, parlak bir kültür dönemine girdi. Bu dönem, millî bir hanedanın otoritesi altına giren Hindistan’ın klasik çağını oluşturur. Ancak, VI. yüzyıldaki Hun istilası Kuzey Hindistan’ın siyasî yönden parçalanmasına yol açtı. Hinduizm ise Dekkan’da büyük bir gelişme gösterdi (Acanta sanatı, Tellora); Gazneliler hükümdarı Gazneli Mahmud’un (999-1030) başlattığı İslam fetihleri, 12. yüzyılın sonunda İran Gur Sultanı Muhammed tarafından sürdürüldü. Hindistan’ı birliğe kavuşturan Delhi Sultanlığı, Timurlenk’in istilası karşısında direnemeyince (1398-1399) çok sayıda Müslüman ve Hindu sultanlığına bölündü; bunların arasında, bitmek bilmez savaşlar oldu. İslamiyet ile kurulan ilişkiler sayesinde ticaret, fikir ve sanat alanlarındaki alışveriş büyük ölçüde gelişti; 1498’de Vasco da Gama, baharat satın almak üzere Kocikod’da karaya çıktı. Timurlenk’ten sonra tahta çıkan Babürşah, Moğol İmparatorluğu’nu kurdu; imparatorluk, Ekber Şah (1556-1605) ile Alem Gır’ın (1658-1707) hükümdarlık dönemleri arasında en görkemli dönemini yaşadı; bu dönemden sonra Hindistan bir kez daha parçalandı. 15. yüzyılın sonundan 17. yüzyıla kadar, önce Portekiz, daha sonra Hollanda ve son olarak da Fransa ve İngiltere’yle olmak üzere batıyla ilişkiler önceleri ticarî düzeydeydi (Doğu Hindistan Kumpanyası’nın kurulması).

18. yüzyılda Hindistan Fransız Kolonileri Valisi Dupleix, birtakım toprak tavizleri elde etmek ve bir sömürge imparatorluğu kurmak amacıyla Hindistan’daki iç mücadelelere müdahale eden ilk batılı oldu. Dupleix’in düşüncesinin kabul görmemesi, meydanı İngiliz Hindistan Kumpanyası’na bıraktı; şirket, Lally-Tollendal’ın yenilgisinden (1761) sonra duruma tümüyle egemen oldu. Büyük İsyan ve Sipay ayaklanmasının ardından İngiliz Krallığı’na bağlı bir koloni haline gelen (1858) Hindistan, İngilizler tarafından dönüşüme uğratıldı; taşınmazların vergilendirilmesi, vergi toplama, adalet, demiryolları gibi önemli görevlere Hintliler getirildi. 1877’de Kraliçe Victoria, Hindistan imparatoriçesi ilan edildi. Ne var ki, daha 19. yüzyılın sonunda, özellikle Kongre Partisi içinde şekillenen siyasî talepler su yüzüne çıkmakta gecikmedi; bunların başlıcaları: Ülkeye dominyon statüsü tanınması talebi (1885), siyasî katılım ve bir ulusal Hint Enstitüsü’nün kurulmasıydı. 20. yüzyılın başında, ulusçu muhalefet, terörist bir kimlik kazandı.

Bu arada hükûmetin başına getirilen Gandhi, bağımsızlık için mücadele verirken şiddeti reddedip pasif direniş (“sivil itaatsizlik”) önerdi. Londra, ülkeye 1919’da Gouvernement of India Act ile yerel ve merkezî meclislerde Hint temsilcilerinin bulunması hakkını getirdi; 1935’te, yeni bir Gouvernement of India Act ile ülkeye gerçek özerklik tanındı; ancak II.Dünya Savaşı ve savaş ertesinde İngilizlerin aldığı mükellefiyetler bağımsızlığı kaçınılmaz hâle getirdi; 1947’de Hindistan’a bağımsızlık verildiyse de Hindularla Müslümanlar arasındaki bitmeyen düşmanlık, İngilizleri, eski Hindistan İmparatorluğu’nu, Hindistan Birliği ve Pakistan olarak iki devlete bölmeye zorladı. Bu bölünme, iki toplum arasında kanlı kıyımlara ve büyük bir iç göçe neden oldu; iç göç, iki devlet arasında Keşmir sınırları konusunda ortaya çıkan çatışmalara (1947, 1957 ve 1965) neden oluşturdu. Gandhi’nin öldürülmesinin (Ocak 1948) ardından parlamenter temele dayalı ve İngiliz Anayasası’ndan esinlenerek hazırlanan bir anayasaya kavuşan Hindistan’da, hükûmet başkanlığına Cavaharlal Nehru getirildi; güçlü bir ağır sanayi kuran Nehru, ülkeyi modern bir devlet yapısına kavuşturdu. Bağlantısızlık ilkesi üzerine kurduğu uluslararası politika, Hindistan’ın Üçüncü Dünya Ülkeleri arasında baş köşeye oturmasını sağladı. 1962’de Çin ile Hindistan arasında Tibet konusunda anlaşmazlık çıktı. Nehru’nun (1964) ve onun yerine geçen Lal Bahadur Şastri’nin (1966) ölümünden sonra Nehru’nun kızı İndira Gandhi başbakan oldu. Gandhi, iktidara geldiği ilk günden itibaren ciddî siyasî sorunlar (“feodal ağalar”ın ve devrimcilerin muhalefeti) ve buna eklenen nüfus artışına bağlı ekonomik sorunlarla karşı karşıya kaldı. 1971’de, dış siyasette Hindistan, Pakistan’la 1965 savaşından sonra yapılan ikinci bir savaşın sonunda Bangladeş’in (eski doğu Pakistan) ayrılmasına ve bağımsızlığına destek verdi.

Mayıs 1974’te ilk atom bombası denemesini gerçekleştirdi. 1975’te Sıkkım Prensliği Hindistan topraklarına bağlanarak Hindistan Birliği’nin 22. eyaleti oldu. Ekonomik sorunlar ve şiddetli bir siyasî tepki karşısında İ. Gandhi, 1975’te sıkıyönetim ilan ederek 1977’ye kadar binlerce muhalifi tutuklattı. 1977’de iktidarı devrettiği Morarci Desai de ekonomiyi düzeltmeyi başaramadı. 1980 seçimleri, İndira Gandhi’nin zaferiyle sonuçlandı. İkinci “Gandhi İktidarı”, istikrarlı bir ekonomik büyümenin yanı sıra kültürel kimliklerin, grup çıkarlarını savunan tavırların artışıyla kendini belli etti; kimlik arayışları, 1984’te Sihler arasındaki çalkalanmalar, ordunun Amritsar “Altın Tapınağı”nı kuşatması ve İndira Gandhi’nin öldürülmesiyle tırmandı. İ. Gandhi’den sonra iş başına geçen oğlu Raciv Gandhi, 1984 seçimlerini kazandı. 1986’da Arunaçal Pradeş, 1987’de Mizoram ve Goa toprakları, Hindistan Birliği eyaletleri arasına katıldı. 1989’da, adı malî skandallara karışan R. Gandhi, eski ekonomi bakanı V. P. Singh karşısında ağır bir yenilgiye uğradı; Singh başbakan oldu. 1990’da Keşmir’de, Müslümanların Ocak ayından itibaren, arkasında doğrudan Yeni Delhi yönetiminin bulunduğu ciddî şiddet hareketlerine hedef olması, sosyal dengesizlikleri bahane ederek yeniden başveren dinci eğilimleri ön plana çıkardı. Çatışmalar, V. P. Singh’i Kasım 1990’da istifaya itti; partisi azınlıkta olmasına rağmen, R. Gandhi (1991’de öldürüldü) tarafından desteklenen Çandra Şekhar başbakan oldu. Şekhar da Mart 1991’de istifa ederek yerini Narasimha Rao’ya bıraktı. Hindistan bu dönemde, ayrılıkçı Tamil hareketine karşı mücadele veren (1987-1989) Sri Lanka yönetimine yardım elini uzatarak uluslararası arenada öne çıktı. Nepal’e ekonomik ambargo uygulanmasında ağırlığını koydu; ambargo, ancak 1990’da, Katmandu’da köklü değişimler gerçekleştirilmesinden sonra kaldırıldı. 1992’de Ayodhya’daki (Uttar Pradeş) caminin Hindu milliyetçiler tarafından yıkılması, toplumlararası ciddî çatışmalara yol açtı. 1996’da Hindistan Ulusal Partisi (BJP) seçimleri yenilediyse de hükûmeti kuramadı. Kısa ömürlü koalisyonlar döneminin ardından, BJP yeniden seçimleri kazandı ve lideri Atal Behari Vacpayee başbakanlığa getirildi.

HİNDİSTAN

Resmî adı : Hindistan Cumhuriyeti

Yüzölçümü : 3.287.590 km2

Nüfus : 1.096.917.000 (2005)

Başkent : Yeni Delhi

Resmî dil : Hintçe, Bengalce, Telugu, Maratha dili, Tamilce, Urduca, Gucerat dili, Malayalam, Kanada, Oriya, Pencap dili, Assam dili, Keşmir dili, Sindhi, Sanskrit, İngilizce

Din : % 80 Hindu, % 14 Müslüman, % 2,4 Hristiyan, % 2 Sih, % 0,7 Budist, % 0,5 Caynacı, % 0,4 diğer

Para birimi : Hint Rupisi

Bu Sayfayı Paylaş :
Gönderen
gezikolik
Tarihi ve Saati
12.09.2008 09:44
Okunma
6900
Değerlendirme
Sen de Oy Ver
2 kişi
Favorilere Ekle Mesaj Gönder Arkadaşıma Gönder Sayfayı Yazdır

İlk Yorumu Sen Yaz

 
 
En Çok Okunanlar
Editörün Seçtikleri