|
|
|
|
|
|
|
|
|
Masal Evi Thuya
Istanbul’dan kaçıp gittiğimiz çok olmuştur. Film karelerinden fırlayan valiz hazırlama sahneleri vardır hepimizin hayatında. Sinirli ve yaşamaktan vazgeçmek üzere olan bakışlar atarken etrafımıza ardımıza bakmadan çekip çıkmışızdır kapıları nereye gittiğimizi bilmeden.
Thuya’yla tanışmam böyle olmadı benim. Tavsiyeler üzerine kurulu haftalar öncesinden yapılan bir tatil planıydı aslında. İnternetten araştırılıp, eş dostun önerisi alınmıştı. Sonunda fikrin hala kimden çıktığını bilmediğimiz bu serüvenin içinde bulmuştuk kendimizi. Amaç iki günlük şehir yaşamından kaçıştı. Döndüğümüzde ise yaşadığımız büyülü tecrübeden konuşuyor olacaktık. Klasik İstanbul trafiğinden sonra şansımıza hiç beklemeden bindiğimiz arabalı vapurda bulduk kendimizi.
Martılara simit atanları izlerken içtiğimiz acı çayın ağzımızda bıraktığı tatla başladık yolculuğa aslında.
Yalova’ ya vardığımızda önümüzde ne kadar bir yol olduğunu bilmeden ağır ağır aştık virajlı yolları.
Thuya’ ya ulaştığımızda çoktan başlamış bir gün karşıladı bizi. Çocukluğumdan beri at pisliğiyle karışmış bir toprağa basmadığımı fark ettim. Avlusu geniş bir dağ evinin demir kapısı önüne park ettik çamura batmış arabamızı. İçeri girdiğimizde ağzında piposu çizgi film karakterini andıran bir adam karşıladı bizi. Yüzümüzdeki tedirginliği anlamış olacak ki arabanıza bir şey olmaz diyerek başladı cümlesine.
Kocaman bir bahçenin tek taşlı yolundan geçerek içeriye girdik. Önü isten kararmış bir şömine, deri koltuklar ve en son çocukluk yıllarımda gördüğüm odun sobası karşıladı bizi.
Kapının hemen girişinde içinde bir sürü galoşun olduğu ve hala gülmeme neden olan bir sepet duruyordu. İçeride çalışan tek bir hanımın olması bunu açıklayan tek şeydi belki de.
Evin tüm işlerini üstlendiğini sonradan öğrendiğim bu kadın birkaç dakika sonra odamızı gösterdi.
Üst katta yer alan yatak odaları sadelik ön planda tutularak döşenmişti. Babaannemin hala mutfağından atamadığı ve tüm o konforlu koltuklara taş çıkardığını iddia ettiği iki somyalı yatak karşıladı bizi.
Yerleşme işlemi bitince her zamanki merakımla avluya attım kendimi. Belki de hayatımda ilk defa özgürlüğün yaşayan örnekleriyle tanışacaktım.
Ellerim tenlerinde gezerken atların ihtişamını yakından keşfetme şansına sahip oldum.
Yıllardır karşılaşma şansımın olmadığı kuyunun önünde fotoğraf çektirdim. Boya sürülmemiş ve reklam iliştirilmemiş eciş bücüş ama gerçek bir banka oturdum. Hamakta sallanmanın kışında en az yaz kadar zevk verdiğini gördüm. Ve ilk defa botlarımın çamura bulandığına sinirlenmedim.
Paçama yapışan bir ördeğin insani zekâsına hayretle bakakaldım. Koyunların sürü psikolojisiyle hareket ettiğini o güne kadar sadece karikatürlerden bildiğimi fark ettim.
Akşam yemeği vakti geldiğinde şimdiye kadar ağzıma sürmediğim kabaktan nasıl hâlkulade bir çorba yapılabileceğini gördüm.
Gece çok ilerlemiş ve ev yapımı şaraplar tükenmeye yüz tuttuğunda odalarımıza çekilip el yapımı yorganların içine gömüldük. Ertesi gün uyanmamı sağlayan her seferinde nefret ederek değiştirildiğim alarmın tiz sesi değil burnuma gelen kızarmış ekmek ve taze tereyağı kokusu oldu.
Bir gün öncesine kadar tanımadığım yüzler tanıdık bir gülümsemeyle karşıladılar hazır olan sofrada. Güzel bir sohbet eşliğinde kendi topladığımız yumurtaların sahanda taze tereyağıyla yaptığı dansa ekmek bandık hep beraber. Kırk yıllık hatırı sayılır kahveler içtik veranda da.
Gitme vakti geldiğinde depolanmış bir huzurun tebessümü yerleşti dudaklarıma. Doğallıktan git gide uzaklaşan yaşamın, orta yerinde aralanan bir pencereden baktım bir süreliğine. Kalabalık bir şehrin üzerime sinen yalnızlık hissini dibi görünmeye o kuyuya attım.
Thuya Eko Pansiyon Mecidiye Köyü, No 9-10 Yalova-Armutlu Tel : +90 226 535 6383 Mobil : +90 533 492 0457 thuya@thuya-ekopansiyon.com
|
En Çok Okunanlar
|
|
|
|
|