,
Buradasınız  :  Anasayfa > Kategoriler > Hafta Sonu Gezisi > Türkiye > İSTANBUL > 
Hafta Sonu Gezisi
Hafta sonu nereye gidelim?

Çilingoz

Kamp meraklılarının akın ettiği Çilingoz, Karadeniz kıyısında, muhteşem bir koy. İstanbul´da yaşayanların son keşiflerinden biri. Gün geçtikçe ünleniyor ama hafta içi giderseniz hala sakin ve huzur dolu bir köşe bulabilirsiniz. Denizle orman, göl ve sazlıklar içiçe geçiyor koyda. Tabiatın güzelliği, koyun sakinliği, denizin temiz olması İstanbullu tatilcileri buraya çekiyor. Çilingoz, Çatalca´nın Binkılıç Beldesi´ne bağlı. İki güzergahınız var koya varmak için; Çatalca-Saray yolu üzerindeki Binkılıç Beldesi´nin hemen çıkışından, sağa dönüp 17 km´lik orman içi yolu takip edebilir veya Terkos Gölü´nden sonra Ormanlı, Karacaköy ve Yalıköy yolunu tercih edebilirsiniz. Binkılıç´a kadar yol asfalt. Ama sonra Çilingoz sahilini gösteren tabeladan sağa sapıyorsunuz ve karşınıza oldukça bozuk bir stabilize yol çıkıyor. Yalıköy istikametinden gelirseniz, aynı şekilde Istıranca Dağları´nın arasından uzanan toprak yolda ilerlemek zorundasınız. Çatalca´nın güzel kumsalıyla bilinen, en turistik köylerinden Yalıköy´ü de görmüş olursunuz böylece. Çatalca merkezden, Binkılıç Beldesi´ne yarım saatte ulaşıyorsunuz. Bu yol üzerinde pek çok piknik alanı ve et lokantaları göreceksiniz.

Şirince

Eski bir Rum köyü olan Şirince, Efes'e 12 km., Selçuk'a ise 7 km. uzaklıkta. Köyün kuruluşu M.S. 5. yüzyıla kadar iniyor. Eski adı Kırkınca-Çirkince olan köy, zamanla Şirince adını almış. Kurtuluş Savaşı sonrasında ,1920'lerde Türk-Yunan değiş-tokuşundan kalan tipik Yunan evleriyle köy, Türk-Yunan kültürünün mükemmel bir sentezi. Köyün mimari yapısı diğer köylerden farklılık gösteriyor. Tüm evler kagir, çok pencereli ve iki katlı. Asma balkonların yanı sıra bodrum katlar kiler ve mutfak olarak kullanılmış. Evlerin pencere kenarları ve saçakları resim ve kuş motifleriyle süslenmiş. Köyde iki kilise, mimari özelliklere sahip ilkokul ve çeşme ile kırka yakın manastır bulunuyor. Ayrıca köyde restore edilen Rum evlerinde konaklayabilirsiniz. Her yıl 14 Ekim'de düzenlenen Şirince Şarap ve Bağbozumu Festivali'de bölgenin renklerinden.

Sapanca

Çevresi ormanla çevrili olan Sapanca Gölü tam bir kaçış noktası. Kıyısındaki bitki çeşitliliği, suyun berrak mavisi özellikle doğanın canlandığı dönemlerde tam bir renk cümbüşü yaratıyor. Çınar ağaçları, sebze meyve bahçeleri arasında uzanan gölgeli yolları bölgeyi güzelleştiriyor. Dolmuşlarla gidilen iki belde var: Kırkpınar ve Kurtköy. Kurtköy´de dereler, geniş piknik alanları, alabalık çiftlikleri ve restoranlar bulunuyor. Burası ayrıca Sapanca´nın meyve bahçesi. Kırkpınar´da yeşil ve rahat yürüyüş alanları varken lokanta ve kafeler de çok beğeniliyor.

Cunda

Adadaki yerleşimin geçmişi bundan 3500 yıl öncesine kadar uzanıyor. Meydan Larousse’ta Cunda’nın İtalyanca’da bir denizcilik terimi olarak "yelken açmak" ya da "işaret sancaklarını çekmek için konulmuş yatay çubukların her iki ucu" anlamına geldiğini yazıyor. Geleneksel sivil taş mimarinin en seçkin örneklerinin bulunduğu Cunda’daki yapıların bir kısmı butik otel ve pansiyona dönüştürülmüş. Paparina adlı balığı oldukça meşhur.

Gölcük

Bolu’nun 13 km güneyinde suni bir göl. Etrafı çam ve köknar ağaçları ile kaplı gölün, kar altındaki görüntüsü görülmeye değer. Gölcük’ün yüzeyi 45 bin metrekarelik bir alanı kaplıyor. Kıyısında yer alan iki yapıdan biri, hoş mimarisi ile dikkat çeken Orman Bakanlığı’nın misafirhanesi; diğeri ise kır gazinosu. Civarda piknik masaları, otopark, büfe, ocak ve çeşmeler bulunuyor. Gölcük’te araçla tur yapılmadığı için havası çok temiz ve etraf çok sessiz. Bu yüzden kafa dinlemek ve rahatça yürüyüş yapmak için ideal. Sağlık problemi olanlar ve şehrin keşmekeşine daha fazla katlanamayanlara Gölcük’ün bol oksijenli havası, şifalı suları ve gölün muhteşem manzarası ilaç gibi gelecek. Fotoğraf meraklıları da Gölcük’ten çok mutlu ayrılacak.
Gölcük, Ankara’ya 205 km, İstanbul’a 250 km uzaklıkta. Çamlıca gişelerinden Düzce ve Hendek’i geçip Bolu Dağı yolunu takip ediyorsunuz.

Assos

Yaz aylarında özellikle gazeteci, edebiyatçı ve sanatçıların uğrak yeri olan Assos, bozulmamış doğal yapısı ve tertemiz havasıyla sıra dışı bir cennet. Sessizlik ve dinginlik arayanlar için ideal bir coğrafya olan Assos, tarihi dokusu ve kendine özgü mimarisiyle de cezbedici. Sahil kenarındaki oteller, restoranlar hep yığma taştan inşa edilmiş. Köy evlerinde Rum izleri hala belirgin. Assos'un merkezi olan iskelesi küçük bir ada gibi. Bölgedeki mimariye uygun ve çoğu eski antrepoların restorasyonuyla yapılmış otel, pansiyon ve restoranlar iskele çevresinde sıralanıyor. Otellerin deniz kenarına atılmış masaları sabah sıkı bir kahvaltı, akşamları balık ziyafeti için ideal. Yöreye özgü gözleme ve ayran ise doyumsuz tatlar sunuyor. Her konuğunu ayrı bir sıcaklık ve güler yüzle karşılayan Assos köylüleri, pazarladıkları kekik, damıtılmış kekik suyu, yeşil zeytin, zeytinyağı dağlardan toplanmış yöresel şifalı bitkileri satıyorlar. Ayrıca kalamarı ile ünlü Assos'ta yerel lezzetlerden olan avcı böreği ile kabak çiçeği dolmasının da tadına bakmanızı öneririz.


Durusu

Burada geçirilen bir haftasonu yeni haftaya enerji dolu başlamanızı sağlıyor. Eski adıyla Terkos Gölü ve çevresi şehre 60 kilometre uzaklıkta. Göl ve yanı başındaki Durusu Köyü’ne gitmişken, 26 kilometre kuzeyindeki Karadeniz sahilinin şirin ilçesi Karaburun’u da gezebilirsiniz. Etrafı sazlık ve suyu tuzlu ama berrak. Gölde sudak, yayın, turna, alabalık, kızılkanat, çapak, sazan, kadife balığı, karagöz balıkları yaşıyor. Balık merakınız varsa ve mangalınız da yanınızdaysa balık avlamayı deneyebilirsiniz. Göl çevresindeki sazlıklarda ise kaz, ördek, karabatak, saka, balıkçıl, martı, yelve, yelkovan gibi kuşlar bulunuyor. Köyün içinde gezecek ve görecek çok fazla yer yok. Buraya insanlar daha çok doğayla başbaşa kalmak için geliyor.
Burası bir doğa harikası adeta. Hatta Fatih Sultan Mehmed’den, II. Murad’a kadar birçok hükümdarın avlandığı bir bölge. Yaşlı ağaçlar, yüzlerce tür canlıyı barındıran, onlara besin ve korunak sağlayan doğal yapı, meyve ağaçları, rengarenk yabani çiçekler, şifalı otlar bu arazinin içinde.

Polonezköy

İstanbul’un Anadolu yakasında Beykoz sırtlarına kurulu şirin bir yer, eski bir Polonya köyü. Polonezköy 1830 Polonya Ayaklanması sırasında hükümet başkanı, daha sonra da Polonyalı sürgünlerin siyasi lideri olan Prens Adam Czartoryski tarafından 1842 yılında kurulmuş.
Bahar ayları Polonezköy’ün canlanışına sahne oluyor. Oksijen içinde yapılan keyifli gezilerin yanı sıra, özel koşu ve bisiklet parkurlarından da faydalanılan Polonezköy, paintball, binicilik, tenis ve golf gibi sporları yapmak için de ideal bir yer. Köyde denize giremeseniz de bahçeleri, kır lokantaları, piknik alanları, şirin otelleri, doğa sporları, dinlenme ve at binme olanaklarıyla huzurlu bir tatil yapabilirsiniz. Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nün Anadolu-Kavacık çıkışından 12 kilometre uzaklıkta olan köye ulaşmak için tabelaları izlemek yeterli. Yalnız özel aracınız yoksa boş yere yola çıkmayın; çünkü Polonezköy’e otobüs veya başka araç yok.

Büyükada

Adalar’ın İstanbul’a hem en uzak, hem de en büyüğü olan Büyükada, tarihi iskelesi, büyük çarşı meydanı ve ünlü balık lokantalarıyla ziyaretçilerini son derece keyifli bir atmosfer içinde karşılıyor. Anadolu Kulübü tesislerine uzanan sağ kanattaki yolda çay bahçeleri ve balıkçı barınağı yer alıyor. Birahanelerin, midye tavacıların ve kafelerin dizildiği yol çarşıya çıkıyor. Dik bir yokuştan yürüyerek 20 dakikada çıkılan ve adanın en yüksek noktası olan 202 metre yüksekliğindeki Yücetepe, yaygın olarak “Aya Yorgi Tepesi” olarak anılıyor. Muhteşem bir manzaraya sahip olan Aya Yorgi Tepesi’nden İstanbul sahillerini kuş bakışı seyredebilirsiniz. Patrikhane kayıtlarından elde edilen bilgilere göre Aya Yorgi Manastırı'nın inşa ediliş tarihi 1751. Bu tarihte inşa edilmiş olan küçük kilise, şapel ve dua yeri eski kilise olarak bilinir ve iki katlı, kiremit örtülü küçük bir yapıdır. Tepede çan kulesinin arkasındaki kesme taştan yapılmış olan kilise ise yeni Aya Yorgi Kilisesi'dir ve 1905 yılında inşa edilmiş, 1909 yılında kullanıma açılmıştır.

Kıyıköy

Betonlaşmış, kirlenmiş kent hayatından yorulduysanız, el değmemiş,bozulmamış güzellikler arıyorsanız, rotanızı Kıyıköy'e çevirin. Karadeniz'in haşin dalgalarına tepeden bakan bir köy burası. Daracık sokakları, denize kavuşmaya çalışan minik dereleri, her dem taze balıkları, tarihi yapıları ile Kıyıköy İstanbulluların nefes aldığı bir yer. Kırklareli’nin Vize ilçesine bağlı Kıyıköy, Trakya’nın Karadeniz kıyılarında yer alıyor. Tepeden bakınca, kendinizi üstünde kanat çırpan martı gibi hissettiğiniz balıkçı limanı, eski zamanlarda Karadeniz’in hırçın dalgalarından kaçan korsan teknelerinin sığındığı bir doğal bir limanmış. Bu küçük koy, şimdi Kıyıköylü balıkçıların yanı sıra, Sarıyerli balıkçıları da sezon boyunca ağırlıyor. Açık denizlerde avlandıktan sonra bu limana demirleyen alamanalardan indirilen mevsimine göre palamut, kalkan, kalkan, mezgit, tekir, barbunya, karagöz, hamsi balığı ile derelerde tutulan kefal ve alabalık çeşitlerini, hemen tepede yer alan salaş balıkçı restoranlarında taze taze afiyetle yiyebilirsiniz. Erik ve badem ağaçlarının çiçek açmaya başladığı bahar aylarından itibaren derede kiralayacağınız sandallarla gezebileceğiniz gibi, tatlı su balıkları için olta atacak sakin ortamları da bulabilirsiniz...

 

Bu Sayfayı Paylaş :
Gönderen
gezikolik
Tarihi ve Saati
08.08.2008 12:52
Okunma
51945
Değerlendirme
Sen de Oy Ver
12 kişi
Favorilere Ekle Mesaj Gönder Arkadaşıma Gönder Sayfayı Yazdır

gulkoc66 | 26.06.2009 19:31:00
Hafta sonu tatili
Benim tercihim Büyükada olurdu.Özelikle temiz havası, güzel manzarası, fayton ile serin serin yapılan vapur sefası iyi olurdu. İstanbul' un yoğun şehir gürültüsünden uzakta gevşeyip stres atardım.
Bu yorumu faydalı buluyor musun? | Evet | Hayır
Evet : 0 Hayır : 0
phulen | 27.09.2008 18:58:00
Haklısınız..
Eğer haftasonunda bir yerlere gidilecekse, kesinlikle böyle yerlere gidilmeli. İnsanlar ülkelerinde ne kadar çok güzellik olduğunu unutuyorlar. Ben Kıyıköy'e, Assos'a, Polonezköy'e, Kıyıköy'e gittim ama bir Durusu'ya gitmedim. Ona da gitmeyi çok istiyorum. Paylaştığınız için teşekkürler.
Bu yorumu faydalı buluyor musun? | Evet | Hayır
Evet : 0 Hayır : 0
ozican | 30.08.2008 15:31:00
en guzeli adalar
ne olursa olsun turistik anlamda en guzel yer adalar, yıllardır istanbul etrafında dolanıyorum ve adalara bayılıyorum ozellikle büyük ada

istanbul da gezilecek yerler listesinde en üstlerdedir her zaman
Bu yorumu faydalı buluyor musun? | Evet | Hayır
Evet : 0 Hayır : 0

 
 
En Çok Okunanlar
Editörün Seçtikleri