Tarihle süslü gizemli taşkent
Binlerce yıldır farklı kültürlerin ve inançların hoşgörüyle bir arada yaşadığı, çeşitliliğin kentin mimari yapısına sindiği, gizemli kent Mardin’i nasıl anlatabilirim? Bu zengin dokuyu hangi kelimeler daha iyi ifade edebilir? En iyisi bu yazıya Mardin’i “Gökyüzüne komşu bir kalenin eteklerine kurulmuş bir taşkent” diye tanımlayan yazar Murathan Mungan’ın şiirsel anlatımıyla başlamalı: “Mardin’de beni en çok heyecanlandıran şey, sanırım tarihin elle tutulurluğu. Şehrin dokusunun ve mimarisinin, bir gizi imleyip sonra saklaması. Zamanı elinizle tutmanıza, ona dokunmanıza olanak veren bu labirent görünüşlü şehrin labirentliği hem tarihi içinde, hem kendi mekanı içinde söz konusu.” ARTUKLU KERVANSARAYINDA Saltur’un Mardin-Midyat-Savur-Dara-Hasankeyf’e düzenlediği gezinin programını görünce ‘Yaşasın!. Tarihin izinde dolaşacağız ve her karesinin fotoğrafını çekeceğim’ diyerek hemen katıldım.Tur görevlisi Ömer Bey’in içten hizmetiyle keyifli geçen bu gezide; bize, profesyonel GAP rehberliği yapan, yörenin dağını-taşını-ovasını-yemeklerini-tarihini-kültürünü yakından bilen Ferzan Demirtaş kılavuzluk etti. Renkli anlatımıyla bölgeyi tanıtan Rehberimiz Ferzan Bey, anlattığı fıkralarla bizi kırdı geçirdi. Uzun gece yolculuğunun ardından Mardin’e ulaştığımızda, güneşin sarı sıcak rengini taşıyan taş binaların tepenin başına doğru uzayıp giden görüntüsü ile karşılaştık. Daracık caddeden ilerleyerek bir kervansarayın önünde durduk. Artuklu Kervansaray Oteli burası dediler. Otantik eşyalarla güzelce döşenmiş, 800 yıllık geçmişe sahip otelin labirent gibi koridorlarından geçip, kalacağım odanın kapısını kocaman bir kilitle açarken kendimi ortaçağa ışınlanmış gibi hissettim. Bakır taslar içindeki çeşit çeşit reçellerden, bal ve pekmezden, nefis yoğurttan, zeytin çeşitlerinden, bol baharatlı zeytinyağından, güzel ekmeklerden-pidelerden, otlu ve lif lif peynirlerden oluşan kahvaltıyı, loş yemek salonunun sütunlu-nişli taş atmosferini inceleyerek yaptık. SÜRYANİ MANASTIRLARI, ARTUKLU MEDRESE VE CAMİLERİ Kahvaltı sonrası, Mardin’e 5 km mesafedeki Süryanilerin önemli dini merkezlerinden olan ve adını çevrede yetişen safran (zafaran) bitkisinden aldığı söylenen Deyr(manastır)-ül Zafaran’a gittik. Bu görkemli manastırın ilginç yanı, güneş tapınağı üzerine inşa edilmiş olması. 1932 yılına kadar Süryanilerin Patriklik Merkezi olan bu mekanı, manastırda görevli bir rehber eşliğinde gezerken; yivli kubbelere, kemerli sütunlara, ahşap el işlemelerine, nakışlı taşlara gözlerimiz takılıyor. Midyat’a 18 km mesafede bulunan Mor(aziz) Gabriel Manastırı ise ıssız bir dağ başında. Orijinalliği bozulmadan restore edilen yapı, çok şık. Ortaçağda doğunun en ünlü dini merkezi olduğu ve içinde 300 rahibin yaşadığı söylenen manastırın, Süryani kültürünün ve dini yapısının gelişmesinde önemli bir yeri olmuş. Halen öğrencilere dini eğitim verilen bu manastır, günümüzde de konumunu koruyor. Şimdi de Artuklu mimarisinin güzel örneklerini inceleyeceğiz. Kasımiye Medresesi’nin kubbelerine ve taşlara işlenmiş zarif süslerine bakarak ahşap kapısından içeriye giriyoruz. Medresede ‘Mardingüncel’ adıyla 15 sanatçı tarafından sergilenen resim, fotoğraf ve heykeller dikkatimizi çekiyor. Geniş avlulun etrafındaki kemerli sütunlara asılan devasa fotoğraflar, koridorlara konulmuş heykeller, çeşmenin yer aldığı girintideki renkli objeler güncel sanatla-geçmişin mimari estetiğini ne güzel buluşturmuş. Ovaya doğru uzanmış üzeri işli minaresi, dilimli kubbesiyle, kentin her yerinden görebileceğiniz Ulu Camii de Artuklu dönemi eserlerinden biri. Dikdörtgen plana sahip caminin, kare kaide üzerinde silindirik yapıdaki tek şerefeli minaresi, bitkisel ve geometrik süslemeleriyle göz kamaştırıcı. MARDİN MÜZESİ VE SABANCI KENT MÜZESİ Şehir merkezinde bulunan, üç katlı ihtişamlı görünümü ve mimari yapısıyla dikkati çeken Mardin Müzesi, eski patrikhane binası restore edilerek oluşturulmuş. Müzede; M.Ö. 4 binden günümüze kadar uzanan, Mezopotamya ve Güneydoğu Anadolu kültürlerinin, eski tunç devrinden başlamak üzere, Asur, Urartu, Grek, Pers, Hellenistik, Roma, Bizans, Selçuklu, Artuklu ve Osmanlı dönemine ait ender keramikler, damga ve silindir mühürler, sikkeler, kandiller, figürinler, gözyaşı şişeleri, takılar, gümüş işlemeciliği örneklerinden oluşan eserler sergileniyor. Yeni açılan Sabancı Kent Müzesi ve Sanat Galerisi’ni çok merak ediyoruz. Müze asma dalı ve üzüm salkımı motifleriyle bezeli giriş kapısında bizi etkisi altına alıyor. Askeri kışla binası restore edilerek yapılandırılan, aydınlık ve güzel müzede; tarihi eserler-fotoğraflar-açıklamalar-canlandırmalar-videolarla Mardin ve çevresinin tarihi geçmişi-kültürü-sanatı-ekonomisi bütün yönleriyle gözler önüne seriliyor. Müzenin alt katında ise ünlü Türk ressamlarının seçkin tabloları yer alıyor. ABBARALARDA KAYBOLMAK Mardin’in ana caddesine sıralanmış kuruyemişçi-ekmekçi-sabuncu-kuyumcu dükkanlarının arasından yürüyoruz. Önümüze çıkan çarşılar-butik oteller-resmi kuruluşlar-lokantalar-müze binaları birer tarihsel abide. Tepeye doğru basamak basamak yükselen binaların hepsi de ovayı görebilecek şekilde inşa edilmiş. Şehrin abbara denilen üstü genelde kapalı ve merdivenli daracık, yarı karanlık sokaklarında, sütunlu-kemerli çarşılarında dolaşırken, fotoğraf makinesini sarı sarı konaklara, değişik kapı ve pencerelere, nakışlı taşlara, gökyüzüne uzanmış minarelere, manastırlara-kiliselere çeviriyoruz. MARDİN GECELERİ Gündüz gezip dolaştığımız kentin gecesini görebilmek için bir seyir noktasına gidiyoruz. Bir yandan şehrin yukarıya doğru yıldız yıldız kıpırdaşan renk cümbüşüne hayran olurken, diğer yandan okyanus hissi veren ovanın ve ışıldaşan adacıklara benzeyen köylerin-kasabaların etkileyici görüntüsüne bakıyoruz. Mardin yöresinin müziklerini dinlemek için, canlı müzik yapılan bir mekana gidiyoruz. Genç bir grup popüler parçalar söylüyor. Masamıza getirilen tazecik kuruyemişlerden ve burada olmazsa olmaz çiğ köfteden yerken, grubun seslendirdiği yöreye has şarkılara kulak veriyoruz. Bakır tasta sunulan Süryani şarabı damağımızda hoş bir tat bırakırken, Türkçe-Arapça-Süryanice-Kürtçe söylenen lirik ezgiler ruhumuza yayılıyor. Tarihi-kültürü-mimarisiyle yerli-yabancı herkesi büyülemiş, hakkında birçok araştırma yapılmış, kitap yazılmış bu kentin, bırakın tarihi geçmişini, çok kültürlüğünü bir-iki sayfada yansıtabilmeyi, sadece yemekleri-abbaraları-çarşıları bile sayfalara sığmaz. Mardin ve çevresine dair daha anlatacağım çok şey var.. Ekim 2009 / Yazı ve Fotoğraflar: Ayşe Dönmez Yararlanılan Kaynaklar: www.mardin.gov.tr www.guneydogumirasi.org
|
En Çok Okunanlar
|