,
Buradasınız  :  Anasayfa > Kategoriler > Gezelim Görelim > Gezilecek Yerler > Türkiye > GAZİANTEP > Yavuzeli > 
Gezelim Görelim
Sular altında kalan tarih; HALFETİ
Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte Gaziantep Havaalanına varmıştım. Önümdeki koca günde sahip olduğum bir çift gözün neler göreceğine şimdiden hazırlamalıydım kendimi. Yolculuğa kiraladığım arabayla devam ettim. Ve tabiki bu güzel yolculukta yanıma dostlarımdan bir kaçını da almıştım. Ve Antep'e selamımızı verdik ve şehir merkezine doğru yolculuğumuz başladı...
Dostlarımla bir ortak özelliğimiz de hiçbirimizin daha önce buraya gelmemiş olmasıydı. Kahvaltımızı tabi ki süt ve katmerle yapıp, daha ilk saatten meşhur antep fıstığına doymuştuk. Sonrasında şehir merkezinde olmamız dolayısıyla müzeler ve tarihi Antep Kalesini pas geçemezdik. Buralarda çok vakit kaybedemezdik. Çünkü yolumuz daha yeni başlıyordu. Rumkale ve tabi ki sular altında kalan Halfeti bizi bekliyordu... Buraya gelme sebebimiz de bu değil miydi zaten. Biraz acıkmaya da başlamıştık ki; Herkesten aynı cümleler dökülüyordu. "Yemeğimizi Fırat kenarında yemeliyiz"...
Yavuzeli'ye doğru rotamızı çizdik. Oradan da Şanlıurfa sınırları içinde kalan Halfeti’ye geçecektik. Anayollardan biraz uzaklaştıkça aslında biraz batıdan da uzaklaştığımızı farkediyorduk. 1 saati aşan yolculuğun ardından Fıratın o masmavi ama bir o kadar da durgun suyu gözümüzü almaya başladı... İşte bahsettiğim gözlerin göreceği güzellik buydu. Hemen karşımızda Rumkale duruyordu. Hiç vakit kaybetmeden. Arabamızı park ettik ve bize buraları gezdirecek tekne ve onu kullanacak olan (daha sonra sohbet esnasında isminin Mithat olduğunu öğrendiğim) gençle sıkı bir pazarlığa giriştik.
İlk olarak bizi Savaşan köyüne götüreceğini söyledi. Ben direkt Halfeti'ye gideceğimizi sanarken Savaşan da neresiydi. Tabi ki es geçmedik ve rehberimiz Mithat eşliğinde tarihi turumuza başladık. Tekneden elimizi uzatıp Fıratın buz gibi suyuyla biraz daha üşüsek de buna değerdi. Yaklaşık 10 dakikanın ardından Savaşan'a vardık. Şaşkın bakışlar ardında karaya ayak bastık. Kimsecikler yoktu. Çünkü 10 yıl kadar önce baraj kapakları açılmış, hayat kapanmıştı burada. Hep alışkın olduğumuz göğe yükselen cami minaresinin burada dibini göremediğimiz bir su içinden yükselişi olayı özetliyordu aslında. Sokaklarında biraz tur attık. Yazın yerli-yabancı turistler için birkaç çay bahçesinin faaliyete geçtiğini öğrendik. Fakat Aralık ayında bizden başka canlı görmek ne mümkün. Daha sonra Halfetiyi görmek için oradan ayrıldık. Hava bulunduğumuz yer itibariyle biraz daha serinleşmişti. Yüksek tepelerin arasından devam ettik. Sağımıza Rumkaleyi alarak Halfeti'ye ulaşmamız zor olmadı. İlk bakışta Savaşan köyüne benzediğini düşünsek de burada yaşam her şeye rağmen devam ediyordu. İlk olarak bir lokantaya girdik ve yemek siparişimizi daha önce adını bile duymadığım şaput balığı olarak seçtik. Sokak aralarında dolaşırken; küsmeden meyve veren portakal ağaçlarından kopardığımız portakallardan yiyerek yürüyüşümüze devam ettik. Dolaşırken gördüğümüz okul önlüklü öğrenciler ağaçlar gibi insanların da hayata küsmediğini bize gösterdi. Biraz sonra yemeğimizin hazır olduğunu düşünerek lokantaya geçtik. Ve tabaklarımıza şabut balığı sırayla gelmeye başladı. Daha önce denememiş olmamıza rağmen tadı çok etkiledi bizi. Karnımızı doyurup ve çaylarımızı içtikten sonra günün de ağardığını farkettik. Artık şehir merkezine dönmemiz gerekiyordu. Tekneye bindikten sonra Mithat'ı kandırıp bu sürüş keyfini benim de tatmam ekstra bir haz oldu. Daha sonra arabamıza geçerek Halfetiyi geride bıraktık.
Yetmemişti evet. Orada en az bir gece konaklamalıydık. Ama buna hazırlıksızdık ve ne yazik ki oraya veda ettik.
Tekrar şehir merkezine döndük. Ve meşhur Bakırcılar Çarşısını ziyaret ettik. Güzel alışverişler yaptık. Ve buralara kadar gelip de kebap tatmadan gidilir mi düşüncesinde ortak olup; oralarda bilinen bir Restorant'a attık kendimizi.
Kebaplar, lahmacunlarla ziyafet çekip sonra eşe-dosta aldığımız baklavalarla oradan da ayrıldık. Ve akşamın karanlığında Gaziantep'e doyamadan ve buraya bir daha geleceğimizin sözünü vererek bizi bekleyen İstanbul uçağına doğru yola koyulduk.
Bu Sayfayı Paylaş :
Gönderen
spark
Tarihi ve Saati
09.12.2010 13:38
Okunma
7121
Değerlendirme
Sen de Oy Ver
8 kişi
Favorilere Ekle Mesaj Gönder Arkadaşıma Gönder Sayfayı Yazdır

eyyup | 21.05.2013 22:39:00
halfetiyi gez asla yemek yeme
gezimize tekne gezisiyle başladık.önceden giden birinden tekneler için fiyat sormamız aksi taktirde fahiş fiyata taşınacağımızı tavsiye edildi. sorduk soruşturduk 4 kişi 30 tl. anlaştık. teknede gezdik döndük .Yemek faslı başladı ( esas sorun işte burada.) ne yiyelim, nerede yiyelim derken şabut denen yöreye özgü balığı tavsiye ettiler. Sözüm ona bize yardımcı olan kişi su üzerinde dubalardan yapma lavabosu dahi olmayan, üzerinde restoran yazan ama tamamen turist avcısı mekana götürdü. 4 kişinin balık , kola , su( kapağı ve gövdesi uyumsuz sözde kapalı ancak acemice kapatılmış musluktan doldurulan pet şişe ) ve en can alıcı meze ve salata kazığı toplam hesap 130 tl . belki size ucuz gelebilir. ancak yeni gelişen turizm faaliyetinin olduğu bu yerde insafsızlık diz boyu.musluk suyunu kapalı su deyip 3tl satan, son kullanma tarihine 15 gün kalan kola, tanesi 6-8 tl olan kıytırık 6 salata-meze tabağına 70 tl ödemek çok ağırıma gitti. (4 balık tabağı 60tl) bu yazıyı okuyup ona göre hareket etmenizi öneririm . HALFETİYİ GEZ , ASLA YEMEK YEME.!!!
Bu yorumu faydalı buluyor musun? | Evet | Hayır
Evet : 2 Hayır : 0
vahaptatar | 18.12.2010 22:23:00
halfeti
ben de geçen kış gitmiştim ve yaşadıklarımızın hepsi bire bir aynı çok harika bi yerdi şu ana kadar gidip de unutamadığım ender yerlerden biri hele bi de sevdiğin kişilerle gitmişsen gerçekten de tadı damağında kalıyor insanın
Bu yorumu faydalı buluyor musun? | Evet | Hayır
Evet : 1 Hayır : 1

 
 
En Çok Okunanlar
Editörün Seçtikleri