,
Buradasınız  :  Anasayfa > Kategoriler > Gezelim Görelim > Gezilecek Yerler > Türkiye > ARTVİN > Yusufeli > 
Gezelim Görelim
DOĞU KARADENİZ YAYLALARI VE KAÇKARLAR
DOĞU KARADENİZ'İN YAYLALARI VE KAÇKARLAR


Macahel'i yazmakla başladığım Karadeniz turumuza, başka bir yöre ile devam etmek istiyorum.

ARTVİN -YUSUFELİ - OLGUNLAR KÖYÜ


ARTVİN

Kısa bir tekrar ; Ağustos 1999 yılında İzmir -Trabzon uçuşu ve Trabzon'dan kiraladığımız bir araçla başlayan yolculuğumuza devam edelim. Trabzon'dan Yusufeli'ne kadar süren bir yolculuktan sonra, gezi dosyamı uçakta unutmuş olmam nedeniyle, sadece internetteki görüntüsü gözümün önünde olan, Çoruh'un bir kolu üzerinde bulunan ahşaptan yapılmış otelimizi, gece karanlığında, Yusufeli'nden sonraki ve sadece bir arabanın geçebileceği yolda ve o karanlık havada, heyecan içinde sanki bir bilinmeyene doğru yolculuk yaptık. Sonunda o resimdeki oteli bulabildik.




Bu bölgenin yolları çok ilginç, Artvin istikametinden, Yusufeli'ne doğru gelirken, dağların oyulması ile yapılabilmiş yollardan geldik. Bir de Artvin Barajı çalışmaları çerçevesinde, bu yollar su altında kalacağı için, daha yukarılarda yol çalışmalarının olduğunu gözlemledik. Bu nedenle zaman zaman dinamitleme yaptıkları için de, yolda beklemek zorunda da kaldık.










Artvin'de büyük bir Hidroelektrik santral Barajı inşaa ediliyor. Ayrıca yandaki resimde de görüleceği gibi, bir yerleden su taşıyıp, böyle küçük güçlü Hidro Elektrik Santralları (HES) da görmek mümkün.











Otelin girişinde ahşap bir asma köprü vardı. Bu köprü gerilmiş çelik tellerin taşıdığı bir ahşap köprüydü. Çok eğreti durduğu için doğrusu üzerinden geçerken eşimi indirdim, ne olur ne olmaz diye. Ama başka araçların da üzerinden geçip ,otelin arkasına park ettiklerini görünce, yanlış bir iş yapmadığımız gördük. O gece bu otelde kalıp, alabalığın eşliğinde iki tek attık.









Sabah hemen yanımızdaki derede rafting yapanların çığlıklarıyla uyandık. Bu bölgede rafting yapma imkanı da çok fazla. Sadece Yusufeli tarafında değil, Ayder tarafında da bu imkan var.

























Sabah kahvaltımız sırasında , otel işletmecisine, gitmek istediğimiz Olgunlar köyünün yolunu tarif etmesini rica ettik, o da bize bir kroki çizdi ve 3. köprüden sola dönmemiz gerektiğini söyledi. Onun tarifiyle yola çıktık. Yolumuz üzerinde bulunan Barhal kilisini görmek istedik ve oraya doğru döndük. Kiliseyi gezerken 3 kişilik bir İsrail'li aile ile tanıştık ve bize katılmak istediklerini söylediler, ben de yolu biliyormuşum gibi, bize katılmalarını kabul ettim . Bizi takip edeceklerini söylediler ve yola çıktık.








Otel işletmecisinin eksik tarifi nedeniyle 4. köprüden dönmemiz gerekirken 3. köprüden dönerek yolumuza devam ettik. Yol sürekli yükselen, ancak bir aracın geçebileceği kadar dar ve toprak bir yoldu. Eğer bu sırada karşıdan bir araç gelecek olsa ne yapardık bilemiyorum. Yaklaşık 10 km'lik bir yolculuktan sonra bir yaylaya vardık. Orada ortalıkta kimse görünmüyordu neyse ki zorla da olsa birisini bulup burasının Olgunlar olup olmadığını sorduk. Meğerse yanlış bir yere gelmişiz. Adama eliyle uzak bir noktayı göstererek oranın Olgunlar olduğunu söyledi. Bizi takibeden İsraillilere de mahçup olmuştum ama çok rahat insanlardı ve yeni bir yer gördüklerini ve memnun olduklarını söylediler.







Burada çok sayıda İsrailli görmek mümkün. O aileye " Buradaki dereler sizde olsaydı nasıl olurdu?" diye sorduğumda, cevap olarak yanından geçtiğimiz dereyi gösterip " Dereler değil, sadece şu dere olsa yeterdi " dediler. Memleketimizn gerçek bir cennet olduğunu orada tekrar düşündüm. Ancak burada yaşayan insanlarımız, İsrail'lilerin bu kadar ilgisinden de rahatsız. Mutlaka bir hesapları olduğu düşüncesindeler.






Yola devam ederek Olgunlar köyüne vardık. Orada birkaç tane pansiyon var. Genelde Kaçkar'lara tırmanmak için gelen dağcılar barınıyor burada. Genelde güney Kaçkar tırmanışı buradan başlıyor. Buradan zirve öncesi göller bölgesine ya da başka bir bölgeye kamp yapılıyor ve ertesi gün Kaçkar zirve tırmanışı yapıyor dağcılar.






Biz de yerleştiğimiz pansiyonda nereye yürüyebileceğimizi sorduk. 3 parkur tarif ettiler ve o İsrail'li aile ile birlikte bu parkurlardan Dobe yaylasına yürüyüşe geçtik. Biz yürürken, gerimizden gelip bizi geçen kıza hayranlıkla baktık ve kendimize baya güldük. Kız tıpkı bir ceylan gibi yanımızdan hızla geçmiş ve biz baya bir gerisinde kalmıştık. 3 saatlik bir yürüyüşten sonra, Dobe yaylasına vardık. Burada niyetimiz Kaçkarlar'ın zirvesine doğru yaklaşmaktı, ama zirve yapacak ne gücümüz ne de malzememiz vardı. Sadece uzaktan resim çekmekle yetinmek zorunda kaldık.



Burada hayvancılık yapan insanlar derme çatma taşlardan oluşturulmuş kulübelerde yaşıyorlardı. Bunun dışında tabii ki manzara harika.




Gezimiz sırasında konuştuğumuz yöre insanları, güzel manzaranın karın doyurmadığını ve gençlerin daha ziyade büyük şehirlerde yaşamak istemeleri nedeniyle nüfusun hızla azaldığından söz ettiler. Bizim gibi kısa bir süre için buraya gelenler için harika ama orada yaşayanlar için durum böyle değil. Sırası gelmişken, tüm gezimiz boyunca Karadeniz insanının sıcaklığını yaşadığımız da söylemeden geçmemeliyim.









Dobe yaylasında bir süre dinlendikten sonra geri döndük. Pansiyona vardığımızda, bizim de talebimizle, pansiyoncu kuru fasulye, pilav, turşu ve mıhlamadan olan menüyü hazırlamıştı bile. Akşam yemeğimizin devamında yorgunluğumuz nedeniyle yatıp derin bir uyku çektik.










Burada pansiyonların fiyatları çok makul,akşam yemeği ve kahvaltı da dahil fiyatlara. Üstelik akşam yemeğinde ne yemek istediğinizi soruyorlar ve menü o şekilde hazırlanıyor.

Sabah kahvaltısından sonra geriye doğru dönüp, Yusufeli, Artvin ,Borçka istikametinde Macahel'e ulaştık. Macahel ile ilgili yazımı daha önce yazmıştım, isteyen oradan okuyabilir bu yöreyi. Macahel dönüşü Hopa oradan Batum sonra da Ayder yaylasına vardık.

BATUM



Bu arada kısaca Batum'dan da söz etmek istiyorum. Aracımızı Sarp sınır kapısında park ederek sınırı geçtik. O dönemde pasaportu olan her Türk vatandaşı vizesiz girebiliyordu. Şimdi ise sadece nüfus cüzdanı gösterilerek girilebiliyor.
Sınırda bir Ciguli marka ( Bizde Murat 124) taksiye binerek Batuma yol aldık. Sarp sınır kapısından sonra Batum'a doğru ve sonrası hep düzlük bir bölge. Karadeniz'in, Türkiye tarafındaki o sarp dağlardan sonra burasının düzlük olması çok ilginç geldi bize.











Batum'un oldukça uzun, taşlık bir plajı var, hemen arkasında plaj boyunca yaklaşık 50m genişliğinde park uzanıyor ve sıcaktan bunalanlar bu parka gelip serinleyebiliyorlar. Plajda oldukça yoğun bir kalabalık var ve gençlerle dolu. Plajın yakınındaki bir kafede Haçipuri yiyip açlığımızı gideriyoruz. Haçipuri Gürcü'lerin özel pidesi, bizim peynirli pide gibi ama kullandıkları malzeme gereği olsa çok lezzetliler. Eğer yolunuz düşerse mutlaka Haçupiri yemeyi ihmal etmeyiniz.

Burası ucuz denilebilecek bir ülke.

Batum şehri küçük ama sevimli ve tarihi yapıları olan bir şehir. Şehirde panaromik biz gezi yaptıktan sonra geriye döndük..

AYDER- YUKARI KAVRON VE KAÇKARLAR

Ayder'e vardığımızda kalacak yer konusunda sorun yaşayacağımızı hiç düşünmemiştim. İnternetten orada çok sayıda otelin varlığını görmüş nasılsa yer sorun olmaz diye düşünüp, rezervasyon gerekmez diye düşünmüştüm, ama yanılmışım. Zar zor kalacak bir yer bulabildik. Tabii ki bu durumun fırsatçılarının olduğunu da söylemeden geçemeyeceğim. Daracık bir odaya yüksek fiyat isteyen fırsatçı otel görevlileri de vardı burada. Bizim orada bulunduğumuz dönem, ramazan ayının başlangıç günleriydi bu nedenle özellikle yöre halkının ilgisi yoğundu.


















Ayder'in önceki ve şimdiki halleri










Ayder'e ilk 1999 yılında gelmiştim. (Ne kötü bir tesadüf ki, o sırada Körfez depremi yaşamıştı Türkiye) Burası oldukça güzel , bakir bir yaylaydı o zamanlar. Şimdi otellerle dolmuş ve betonlaşmış bir durumda. Orada bir restaurantta garsona, burasını neden bu hale getirdiklerini sorduğumda cevabı da gerçekten manidar oldu "Siz talep ettiniz, biz de yaptık". Sanırım bu soruyu soranlar çok, o yüzden cevap ta hazırdı. Tabii ki o yöreye seyahat eden turistlere kalacak yer de gerekiyordu ve onlar da bu beton yığınlarıyla oranın tabiat güzelliğini mahvetmişlerdi. Suçlu sadece onlar değil, hepimizdik.


YUKARI KAVRON

Sabah kahvaltısının ardından, sırt çantalarımız alıp, Yukarı Kavron'a giden bir minibüse bindik. Ayder ile Aşağı ve Yukarı Kavron arasındaki yol çok kötü normal binek araçlarla gidilmesi mümkün değil. Yolda karteri delinmiş bir aracı gördüğümüzü söylemem, sanırım yolun durumunu daha iyi anlatır. Yolun düzeltilmemesini de minübüsçülerin istediğini tahmin ediyorum, onlara da bir ekmek kapısı açmış oluyor bu durum.













Yukarı Kavron'a vardığımızda, minibüste tanıştığımız Çayeli'nden Süleyman'ın rehberliğinde, Kaçkarlar' ın güneyinden göller bölgesine çıkışa başladık. Yukarı Kavron'un yüksekliği 2260 m. Yaklaşık 3 -3,5 saatlik bir yürüyüşten sonra göller bölgesine vardık.









Deniz Gölü (ki bunun yanında dinlendik), Büyükdeniz Gölü, Karadeniz Gölü ve Meterez Gölü adındaki var burada. Burası 3000 m ler civarında. Biz diğer gölleri dolaşmaya giderken, Süleyman da bize çay ve yemek hazırlığına başladı. O gölleri gezip, bazısına uzaktan bakarak geriye döndük. Bu sırada Süleyman çayı demlemişti. 2 adet çay bardağı vardı, bizim birisiyle biz, diğeriyle sen iç teklifimizi kabul etmedi. "Önce siz doyuncaya kadar içeceksiniz, sonra ben içeceğim" dedi. Halkımızın misafire yaklaşımı her zaman, Anadolu'nun neresinde olursa olsun böyledir ve bu insani yaklaşım gurur kaynağımızdır.






















Kaçkar dağların en yüksek noktası 3932m. Büyükdeniz gölü de, göller içinde en büyük ve en derin olanı. Derinliği 60 m. genişliği 200m.











Dinlenmemiz sırasında, katırlarla gelen bir grup gördük. Kamp eşyalarını katırlarla taşıyan, bazen Olgunlar tarafından gelip, Y.Kavron'a inen, bazen de, Y. Kavron tarafından gelip, Olgunlar tarafına inen ekipler de var bu katırlı gruplardan. Zirve tırmanışı için bir kaç konaklama yeri var. Bu tırmanış öncesinde mutlaka buralarda bir gece konaklama yapılıyor ki yüksekliğe ve az oksijene alışmak için. Daha önce dediğim gibi bizim böyle bir tırmanış için ne malzememiz ne de enerjimiz uygun değildi.


Süleyman'ın birkaç günlük planı vardı ve o geceyi orada geçirecekti. Geriye yalnız ve rehbersiz dönmek zorundaydık. Orada bir süre dinlendikten sonra, Süleyman ile vedalaşarak geriye dönüşe geçtik. Yavaş yavaş sis çökmeye başlamıştı ve biz aşağıya doğru indikçe sis daha da artmış, beyaz bir duvara doğru yürüyorduk adeta. Dağcıların daha önce bıraktıkları işaretleri takibederek yolumuzu buluyorduk. Bu sırada Nurşen binbir çeşit Kaçkar çiçeklerinden de toplamayı ihmal etmiyordu.


Tüm Karadenizde olduğu gibi, Kaçkarlarda'da yeşilin her tonunu görmek mümkün. Yukarı çıktıkça oksijenin azalması nedeniyle, bitki örtüsü gittikçe çoraklaşıyor. Ama ilk defa göreceğiniz yüzlerce cins çiçeği ve mantarın resmini hatıra olarak çekmeniz mümkün.








Bir patika ayrımına geldik, biri sağa biri sola gidiyordu. Orada kararsız kaldım ama solu tercih ettim. ( Her zaman solu seçmenin bir gereği yokmuş..)) ). Yola devam ettik, aslında bu zamana kadar Yukarı Kavron'a varmamız gerekiyordu ama hala varamamıştık . Zaman bir hayli ilerlemişti yukarı Kavron'dan Aydere son minibüsü de kaçırmamamız gerekiyordu, yoksa geri dönüş şansımız da kalmıyordu. Sisin içinde yürümekten her yanımız su içinde kalmıştı, saçlarımızdan kollarımdaki kıllardan adete su damlıyordu.


Rehberimizden Kaçkarlar'da, Anadolu Parsı, Ayı, Kurt, Çakal, Yabani Keçi gibi canlıların yaşadığını da öğrenmiştik. Hava kararıp yolu bulamasaydık, sadece üzerimizdeki giysiler ve vahşi yaşamın tehdidi altında kalacaktık. O nedenle böyle bir etkinlik düşünüyorsanız gerekli önlemleri mutlaka alınız.

Yürüdükçe sanki yol uzuyor başka bir yere doğru gidiyorduk. Nurşen'e dönerek " Sanırım yanlış yere gidiyoruz , kaybolduk " deyince, Nurşen'in yüzünü görmek lazımdı o an.

Yolumuza devam ederken bir an bir horoz sesi duyduk ve sevindik en azından bir yerleşime geliyorduk. Daha sonra insan sesleri duymaya başladık.Yavaş yavaş bina silüetleri ortaya çıkmaya başladı. Bir evin bahçesinde küçük bir kız çocuğu vardı ona buranın neresi olduğunu sorduk. " Yukarı Kavron" deyince neredeyse sevinçten havaya fırlayacaktık, o yorgunluğumuza rağmen. Ben sol patikayı tercih edince, daha uzun bir yoldan Y. Kavron'a gelmişiz meğerse.




Y. Kavron'da bir kafe yapmışlar, gelen truistler için, büyükçe bir köy kahvesi gibi. Oraya gittik Nurşen yorgunluktan bitmiş bir halde bir sedire sırt üstü uzanıp kaldı. Orada çayımızı içip ve yöresel baklavanın tadına
bakıp dinledik. Bu sırada oraya yayla tur ile gelmiş olan bir grup vardı. Bir bayan bizim nereden geldiğimizi sordu, ben de anlattım. Eşine dönüp "Ahmet, seneye biz de gidelim olur mu? " dedi. Ben de içimden "Evet gidin " dedim..)))

Son dolmuşa binerek Ayder'e döndük. Akşam yemeğimizi otelde yedikten sonra, zaten yorgunluktan onu bile zor yapmıştık, hemen uykuya daldık.









Aslında Fırtına vadisi ve vadideki Zil Kalesi programımız vardı. Ama o kadar yorulmuştuk ki, Nurşen'e dönüp " Nurşen yeterince taş gördük değil mi?" dedim. O da bana " Valla yeterince gördük" demesiyle, fırtına vadisinden dönüş yaparak Trabzon'un yolunu tuttuk.











DİKKAT


1- Bizim orada bulunduğumuz dönemde hiç yağmur yağmadı ama Karadeniz'e giderken mutlaka yağmura önlem alınız.

2- Özellikle Ağustos ayı bu gezi için en uygun ay.

3- Normal bir araçla da bu seyahati yapabilirsiniz ama 4*4 bir araçla daha iyi olur.

4- Sadece Yusufeli - Olgunlar üzerinden Kaçkarlar'ı düşünürseniz, Erzurum üzerinden gelmek daha iyi bir seçim olur.



KEYİFLİ SEYAHATLAR










Etiketler
KAÇKARLAR
Bu Sayfayı Paylaş :
Gönderen
tantalos45
Tarihi ve Saati
06.11.2013 13:10
Okunma
1142
Değerlendirme
Sen de Oy Ver
Favorilere Ekle Mesaj Gönder Arkadaşıma Gönder Sayfayı Yazdır

İlk Yorumu Sen Yaz

 
 
En Çok Okunanlar
Editörün Seçtikleri