,
Buradasınız  :  Anasayfa > Kategoriler > Gezelim Görelim > Gezilecek Yerler > Türkiye > ANKARA > Nallıhan > 
Gezelim Görelim
Nallıhan: Kuşlar, iğne oyaları, tarihi konaklar
Ankara’nın İlçesi Nallıhan’a yaptığımız hafta sonu gezisinde; kuş cennetinde uçuşan kuşları gözledik, çam ormanları arasından süzülen şelaleleri seyrettik, güzel yemeklerini yedik, nadir yetişen ardıç ormanlarına hayran hayran baktık, restore edilmiş tarihi evlerin sokaklarında gezindik, iğne oyalarından gözlerimizi alamadık, Tabduk Emre’nin Türbesi’nde ve Yunus Emre’nin deyişlerinde ruhumuzu arındırdık.
Artıyaşam’ın düzenlediği, Nallıhan Turizm Gönüllüleri Derneği Başkanı Mustafa Bektaş’ın rehberlik ettiği geziye Çayırhan Beldesi’nden başlıyoruz. Buradaki kayalar, tepeler katman katman gökkuşağı renklerine bürünmüş. Bir yandan tepelerin suya yansıyan renk cümbüşünü seyrederken, diğer yandan kuş sürülerinin süzülüşüne tanık oluyoruz. Kuş cennetinin yer aldığı bu sulak bölgedeki kayaların renkliliği, eski çağlarda var olan iç denizin zamanla çekilmesi sonucunda oluşmuş. Önce geçen yıl yapılan kazılarda ortaya çıkarılan Roma dönemine ait Juliopolis kentinin nekropol alanındaki mezarları, sonra Türkiye’nin ilk barajı olan Sarıyar Hasan Polatkan Barajı’na görüyoruz.

TAPTUĞUN TAPUSUNA KUL OLDUK KAPUSUNA
Emremsultan Köyü’ne geldiğimizde; Tapduk Emre Türbesi’nin merdivenlerinden çıkarken, Yunus Emre’nin hepsi bir birinden etkileyici şiirleri karşılıyor bizi:

İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir
Sen kendini bilmezsen, ya nice okumaktır

Türbeyi dolaşırken, Yunus’un ilahi dizeleri ilimle-irfanla-sevgiyle-aşkla dolduruyor gönlümüzü, temizliyor içimizi:

Gelin tanış olalım, işin kolayın tutalım
Sevelim sevilelim, dünya kimseye kalmaz

13. yüzyılda yaşadığı söylenen, Hacı Bektaşi Veli’nin müritlerinden olan, ünlü mutasavvıflardan Tabduk Emre’nin, Emremsultan Köyü’ne yerleştiğine inanılıyor. Hoşgörülü, sevgi dolu ve bilge bir insan olduğu ifade edilen Tabduk Emre; burada çiftçilik ve hayvancılıkla uğraşmış, dergah kurarak, birçok mürit yetiştirmiş. Yunus Emre de bu dergaha 40 yıl odun taşıyarak hizmet etmiş ve burada olgunluğa erişmiş.

Dirildik pınar olduk, irkildik ırmak olduk
Artık denize dolduk, taştık elhamdulillah
Taptuğun tapusuna, kul olduk kapusuna
Yunus miskin çiğ idik, piştik elhamdulillah

Nallıhan’ı tepeden seyreden Akdere Köyü’nde yöresel yemekler bizi bekliyor. Eski okul yenilenerek oluşturulan lokantada yemekleri pişiren kadınlar, servisi de yapıyor. Çorba içildikten sonra, ince sarılmış yaprak sarması, iyice pişirilmiş Nallıhan Güveci, pilav, yoğurt iştahla yeniyor. Bir dilim baklavayı zor yiyen ben, bu hafif, nefis aromalı, ağızda dağılan ev baklavasından üç dilim birden yiyorum.
Restore edilmiş cumbalı tarihi evleri-konakları seyrederek, köyün sokaklarında dolaşıyor, güler yüzlü insanlarla sohbet ediyoruz. İçtenlikle bizi evlerine davet ediyorlar. Köyün içinde ve tepelerinde ardıç ağaçları göze çarpıyor. Yürüyerek Hoşebe mesire alanına ulaşıyoruz. Piknik alanı olarak düzenlenen bu yer, ülkemizde nadir rastlanan ardıç ormanıyla kaplı. Ardıç ağacının Ardıç Kuşu sayesinde ürediğini öğreniyoruz. Yere dökülen ardıç tohumları bir ardıç kuşu tarafından yenmedikçe çimlenme olmazmış. Ardıç tohumlarının kabukları kuşun sindirim sisteminde açılıyor, kuşun vücudundan atıldıktan sonra toprağa karışarak çimleniyormuş.

ÇAMLARIN ARASINDAN SÜZÜLEN SICAK ŞELALE
Sarıçalı Dağı’nın yamaçlarında, karaçam, meşe, ardıç, kavak ağaçlarının arasından ilerlerken; Rehberimiz Mustafa Bey, gezi boyunca Nallıhan’ın dağları-ormanları-köyleri-iğne oyaları-kuş cenneti-tarihi geçmişi konularında bilgiler verirken, bu yöredeki ‘Dilek Kuyusu, Ezan Kayası, 40 Kızlar Mağarası’ efsanelerini de anlatıyor. “Dilek Kuyu’sundan bir avuç taş alarak, dilekte bulunuyorsunuz. İkişer ikişer kuyuya geri atılan taşların sonuncusu çift gelirse dileğiniz kabul oluyor. Ben şahidim, bir gencin elinde 2 taş kaldı ve 3 ay içinde evlendi.” Diyor.
Burası tıpkı Karadeniz gibi, bol ağaçlı. Zaman zaman devasa boyutta sarıçamlarla, fındık ağaçlarıyla bile karşılaşıyoruz. Düzlük bir alanda, devrilmiş bir ağacın altından bir dere akıyor. Uyuzsuyu Şelalesi’nin kaynağı olan suya elimizi sokuyoruz, sıcacık. Çamların arasından süzülen şelaleye ulaşıyoruz. Kaşınan hayvanlara iyi geldiği için yörede ‘Uyuzsuyu’ adı takılan 36 derece sıcaklıktaki bu şelale, 21 Martta akmaya başlıyor ve Ağustos ayında kesiliyor. Köpük köpük süzülen şelaleden ayrılıp, Sarıçalı Dağı’nın eteklerindeki Karacasu Köyü’ne ulaşıyoruz ve ahşap yayla evlerini, düzenlenerek lokanta ile pansiyona dönüştürülmüş sevimli tesisi dolaşıyoruz.

DOĞANIN BİNBİR RENGİ İĞNE OYALARINDA
Nallıhan’ın Belediye Binası kentin en otantik, en güzel yapılarından birisi. Karşısında eski Halk Evleri binası yenilenerek oluşturulmuş kültür merkezi yer alıyor. Şık binanın koridorlarında Nallıhan yöresinde çekilmiş çok sayıda fotoğraf sergilenmiş. Nallıhan’lı işadamı Ayhan Sümer’in adının verildiği kültür merkezinde; otel, toplantı ve sinema salonu, sergi alanları, kültür odaları, kafeterya, internet kafe bulunuyor. Binanın bahçesi ise açık hava müzesi olarak düzenleniyor. Belediye’nin fotoğraflarını çekerken, içeriden bir zabıta memuru çıkarak yaklaşmaya başladı. Fotoğraf çektiğim için kızacağını düşünürken, bu tarihi yapıyı gezdirmek istediğini söyleyerek beni şaşırttı. Belediye Başkanı’nın odasını, iğne oyalarıyla ve yöresel biçimde bir müze gibi düzenlenmiş hoş mekanı geziyoruz.
Osmanlı Sadrazamlarından Nasuh Paşa; Bağdat'tan eski İpek Yolunu takip ederek İstanbul'a dönerken, bugünkü Nallıhan’ın bulunduğu yerde konaklamış. Bir vadi içindeki, bu bağlık, bahçelik ve ormanlık alan çok hoşuna gittiğinden, buraya kırk odalı bir han(Kocahan), bir hamam ve bir camii(Nasuh Paşa Camii) yaptırmış. Restore edilen Kocahan’da el sanatları, iğne oyaları, dokuma tezgahları, yöresel ürünler ve hediyelik eşya satan dükkanlar yer alıyor.
Burada, becerikli kadınların doğanın renkliliğini ve çeşitliliğini iğne oyalarına yansıtmalara hayran kaldık. İğne oyalarından neler yapılmış, neler: Yazma kenarları, çeşitli örtü ve giysi süslemeleri, küpeler, yüzükler, bileklikler, kolyeler, çiçekler. Bir kooperatif çatısı altında birleşen kadınlar, bir yandan geleneksel güzellik iğne oyalarını yaşatırken, diğer yandan bu işten gelir elde ederek aile bütçelerine katkıda bulunuyorlar. Dokuma tezgahlarının başında da onlar var. İğne oyaları ve tezgahlarda dokunan ipekli, pamuklu kumaşlar; hem El Sanatları Evi’nde, hem de Koca Han’daki dükkanlarda sergileniyor ve satışa sunuluyor.
Burada beni en çok etkileyen şey; karşılaştığımız insanların konukseverlikleri, kadın-erkek herkesin elbirliğiyle yörelerini tanıtmak için aşkla-şevkle çalışması, koşuşturması oldu.

Nisan 2010 / Yazı ve Fotoğraflar: Ayşe Dönmez
Yararlanılan Kaynak: www.naltud.org.tr



Bu Sayfayı Paylaş :
Gönderen
Ayşe Dönmez
Tarihi ve Saati
18.05.2010 13:40
Okunma
15214
Değerlendirme
Sen de Oy Ver
12 kişi
Favorilere Ekle Mesaj Gönder Arkadaşıma Gönder Sayfayı Yazdır

conibilboa | 26.05.2010 22:46:00
çok iyi ya!
gerçekten çok iyi anlatmışsınız, tebrik ederim.
Bu yorumu faydalı buluyor musun? | Evet | Hayır
Evet : 0 Hayır : 0

 
 
En Çok Okunanlar
Editörün Seçtikleri