,
Buradasınız  :  Anasayfa > Kategoriler > Gezelim Görelim > Gezilecek Yerler > İspanya > Madrid > 
Gezelim Görelim
Madrid'i yaşamak

İstanbul’a hoşçakal dememizin ardından dört buçuk saat geçmişti ve biz Madrid semalarındaydık. Şehir tüm güzelliğiyle gözlerimizin önündeydi. Bir kaç saat sonra kentin sokakları arasındaki kalabalığın arasına karışacak ve bu muhteşem kentin tadını çıkaracaktık. Çünkü kimi şehirlerin sihirli bir havası vardır. Sizi içine alır ve bu büyülü ortamda keyifli zaman geçirmenizi sağlar. Siz sadece kente kendinizi bırakın... Bir kaç bin yıllık bir kent Madrid. İçinde Mağribiler’in de Romalılar’ın da izlerine rastlanıyor. Franco rejiminin yaralarını da sarıyorlar, büyük aşkları da yaşıyorlar... Madrid tam bir renk cümbüşü ve en çok Kırmızı seviyorlar. Çünkü bellerine taktıkları kırmızı kuşak cesaretin ve arzunun rengi...


 

Belki de kendinize yapabileceğiniz en büyük iyilik Madrid sokaklarının huzuruna kendinizi bırakmanız. Çünkü gezinizi ne kadar planlı yapmaya çalışsanız da bu şehirde karşınıza çıkan her şey sizi kendine çekmeyi başarır. İşte bu güzelliklere karşı iradeniz bazen güçsüz kalır ve siz de planladığınız her şeyi bir kenara bırakıp kalbinizin sesini dinlersiniz! İşte, Madrid bu imkanı herşeyiyle sunar misafirine. Karşılaşacağınız her bir yapıda ayrı sanat, her sokakta ayrı motifler oldukça etkileyicidir. Burada şehrin tadına varmak için sabırsız olmayın. Gün boyunca Plaza Mayor’da bir kafe de bile otursanız gününüz boş yere geçmiş olmaz. Emin olun sadece sandviçinizi yerken ya da kahvenizi içerken bile şehrin tüm güzelliği geçiyor olacak önünüzden. Sadece seyretmekten zevk alabileceğiniz dünyanın yaşayan, yaşarken de keyif veren ender şehirlerinden biridir Madrid.


 

Gezinize başlamak için tercih edeceğiniz birçok nokta olabilir. Ama bizim önerimiz, eski Madrid’den başlamanız olacak. Madrid’in de büyümeye başladığı yerden gezinize başlamak Madrid’le birlikte yaşamak demektir. Uzun yıllar önce kurulan bu şehrin geçen zaman içinde nasıl büyüdüğünü, nelerinin değiştiğini, neleri değiştirdiğini daha iyi görebilmek demektir.

 

Bugün hala devlet törenlerinde kullanılan 18.yy’da yapılmış (Palacio de Real) Kraliyet Sarayı’nı gezinizin başlangıcı için seçebilirsiniz. Birçok İspanya kralına ev sahipliği yapmış Kraliyet Sarayı’nın yapımı 25 yıldan fazla sürmüştür. Sarayı yaptıran Kral V. Felipe zamanından XIII. Alfonso zamanına kadar kullanılan saray hala Madrid’deki en görkemli yapıların başında geliyor. Kraliyet Sarayı geçmişten bu yana görkemini hiç yitirmemiş, yaklaştıkça sizi gökyüzü gibi sarıyor.

 

Plaza Espana

Madrid’in en büyük ve en popüler meydanlarının başında İspanya Meydanı (Plaza Espana) gelir. Önceki yıllarda ordu tarafından karargah olarak da kullanılan bu meydan da şimdilerde en dikkat çekici yer, Cervantes, Donkişot ve Sanço Panço heykel gurubunun olduğu alandır. Dikilitaş ve birbirinden güzel görkemli binalar güzelliğiyle göz kamaştırır. Elli yıl öncesinin en büyük betonarme binası olan Zürafa gökdeleni de bu meydanda yer alır. Meydan son şeklini Franco zamanında almıştır.

Yüzyıl önce oluşturulmaya başlanan; Şu anda eski ve yeni Madrid’i birbirine bağlayan muhteşem yapıların süslediği Calle Mayor’dan devam edip Plaza Mayor’a ulaşabilirsiniz. Plaza Mayor’da belki de en çok hoşunuza gidecek olan şey kalamar ve kalamarlarınızı yerken izleyebileceğiniz sayıları yüz elliye ulaşan işlemeli cepheye sahip dükkanlardır. Aynı zamanda meydandaki yüzleri maskeli, çeşitli kılıklara bürünmüş dilenciler, Plz.Mayor’un eğlenceli renklerindendir. Meydandan devam ettiğinizde Puerto de Sol’a (güneş kapısı) ulaşırsınız. Kentte sizi şaşırtacak bir diğer unsurda domuz eti müzeleridir. Tabi ki et ve deniz ürünü yemeyenler içinde farklı seçenekler var. Falafel (sebze köftesi) et yemeyenler için güzel bir seçenek olacaktır.

 

Burada şehrin simgesi olan bronz ayı heykelinin önünde fotoğrafınızı çektirmeyi unutmayın. Efsaneye göre bronz ayının önünde fotoğraf çektirenler günün birinde mutlaka Madrid’e geri dönecekler. Çok sayıda dondurmacının da bulunduğu meydandan sıcak bir yaz günü geçiyorsanız eğer bu tatları denemelisiniz. Puerta del Sol, adından da anlaşılacağı gibi güneşi eksik olmayan oldukça hareketli bir geçiş noktası. Güneşin kapısı, birbirinden güzel mağazalar ve kafelerin bulunduğu büyük meydanlara, restaurantlara ve bir çok oteli barındıran caddelere, birçok alışveriş alanlarına açılıyor. Bu meydana kesişen ve Gran Via ile Puerta del Sol arasında köprü oluşturan sokak ise, Montera. Madrid fahişelerinin caddesi diye bilinir. Anlayacağınız Puerta del Sol gerçek bir kapı ve aslında eski ve yeni Madrid’i birbirine bağlıyor...

 

En uzun bulvar

 

Gezinize yürüyerek devam etmenizi tavsiye ediyoruz çünkü bu sokaklarda karşılaşacağınız her şey sizleri etkileyecek. Alcala caddesinden devam ettiğinizde Castillano’ya çıkacaksınız ve burası şehrin en geniş ve en uzun bulvarı. Burada çok sayıda anıt ve tarihi eserle birlikte heykel gurupları da mevcut. Aynı zamanda kafeterya ve restaurantlara da sahip. Hatta Picasso ve Salvador Dali’nin sohbet ettiği yerlerde sizde o anları yaşayabilirsiniz. Plaza de Cibeles, Castillano’ya çıktığınızda ilk karşılaşacağınız meydan. Bu meydanın sahip olduğu anıt bereket tanrısı Kibele’den... Yunan mitolojisinde Artemis, Roma Mitolojisinde Diana ve Frigler’de Cibele aslanların çektiği arabasıyla süsler buradaki meydanı. Castillano’da göreceğiniz çok sayıda eserden bazıları; Paseo de la Castilla, Plz. de Colon ardından Plz. de Colon’dan Calle Goyai yönüne girip XII. Alfonso caddesi ve bu caddenin hemen yanında Madrid halkını şehrin gürültüsünden biraz olsun uzaklaştıran büyük park Parque del Buen Retiro ya paralel devam edip Madrid’in en büyük istasyonu ve aynı zamanda hızlı tren garı olan Atocha’ya gidebilirsiniz

Atocha; İspanya’nın birçok noktasına giden hızlı trenlerin kalkış noktasıdır (Madrid’in Haydarpaşa Garı diyebiliriz). Sonradan yapılan ilavelerle oldukça büyük bir istasyon. Eski binanın içerisinde bir botanik parkı bile var. Hemen yakınında Madrid’in adıyla birlikte anılan Reina Sofia Müzesi yer alıyor. Müze, Picasso ve S.Dali eserlerinin yanısıra cam asansörüyle de ünlü. Castillano’ya tekrar girerek Museo Prado’ya doğru devam ederseniz bu müzede görecekleriniz sizi hayran bırakacak. Eğer sanata düşkünlüğünüz varsa bu müzeyi gezmeniz bir gününüzü bile alabilir. İçerideki eserler o kadar çarpıcı ve eşsiz ki sanat dünyasının kalbinin burada attığını düşündürüyor. Her bir şaheserin başında bazen onlarca dakika geçebiliyor. Dünyadaki sanat eserlerini gezmek için yola çıkmaya karar verirseniz eğer, kesinlikle bu müzeden başlamalısınız. Müze Cumartesi öğleden sonra ve Pazar öğleye kadar ücretsiz gezilebiliyor. Müzenin hemen arkasında İglesia de Jeronima, Kral I. Juan Carlos’un taç giydiği yer karşılıyor sizi. Birkaç cadde yukarı paralelinde de Madrid Arkeoloji Müzesi çıkıyor karşınıza.

 

Eğer Castillano’yu takip ederseniz sizi İspanyolların ünlü ve en zengin futbol kulübü olan Madrid’in stadyumu Estadio Santiago Bernabeu’ya götürür. 1947 yılında Estadio Chamartín olarak açılan stadyum 1955 yılında bugünkü ismini almış ve Real Madrid’in stadyumu olmuştur. 80.000 kişiden daha fazla kapasitesi olan bu stadyumu maç saatleri dışında bir müze olarak gezebiliyorsunuz. Stadyumdan sonra, Madrid’deki daha yeni binaların, gökdelenlerin olduğu alanlar başlar Castillano’da.

 

Eğer Madrid’de bir hafta zamanınız varsa çevre kasabalara günübirlik geziler yapmak da mümkün. Bir seyahat acentesiyle gelmediyseniz araç kiralayarak ya da şehirlerarası otobüs veyahut tren kullanarak gezebilirsiniz. Eğer treni tercih edecekseniz Atocha’dan çevre şehirlerin hepsine ulaşım mümkün. Atocha İstasyonu’nun hemen alt tarafında Mendez Alvaro istasyonunda şehirlerarası kara ulaşımı için toplu taşıma imkanlarından faydalanabilirsiniz. Araç kiralamak isteyenler için ekonomik seçenekler mevcut. Aynı zamanda açık ve anlaşılır yol tabelaları işinizi oldukça kolaylaştırıyor. Fakat kurallara uyduğunuz takdirde çok problem olmasa da ehliyetinizin mutlaka uluslararası olması gerekiyor.

 

Alışveriş

Madrid’de alışveriş olanakları çok olsa da şehir dışındaki outlet mağazaları dünyanın tüm markalarını bir arada ucuza bulmak için bulunmaz fırsat. Fakat bunun dışında yakın kasabalarda da alışveriş olanağı var. Sadece alışveriş de değil çevre köy ve kasabalarda çeşitli zamanlarda yaptırılmış birçok saray, ev ve av köşkleri de siz zaman ayırdıkça karşınıza çıkacak diğer güzellikler.

 

Toledo; Madrid’den 70km uzaklıkta. Toledo’ya ulaştığımızda şehrin giriş kapılarından Puerto del Sol karşılar sizi. Öncelikle Alkazar sarayının olduğu alandan gezinize başlarsanız orada bulunan birbirinden güzel kafelerde yolculuğunuzun yorgunluğunu attıracak kahveler gezinize daha dinç başlamanızı sağlayacaktır. Şehir bir tepeye kurulmuş ve tepenin çevresini (Rio de Taja) Taja nehri dolaşıyor. Alcazar Sarayı, Catedral, lglesia san Roman, 2 tane sinegog ( Sta.Blanca ve El Transito ). Casa Museo del Grego,Ternerias Camii, Manasterio S.Juan de las Reyes gibi birçok görkemli binalar iç içe... Şehri yürüyerek gezmek daha verimli olacaktır çünkü araçla giremeyeceğiniz birçok sokağa sahip Toledo. Hızlı bir tempoyla yaklaşık 5-6 saatte gezilebilir bir şehir. Roma, Vizigot, Magrip, Hristiyan, Müslüman izlerini her yerde görmek mümkün. Şehrin en yüksek noktasında Museo de los Consilos (Romano) yer alıyor. Sayısız anıtı gezdikten sonra Puente de san Martin köprüsünden geçerek şehirden çıkıyorsunuz. Şehirden çıktıktan sonra karşıdan Toledo’nun neredeyse tamamını görebileceğiniz seyir teraslarında da son olarak birer içki yudumlamanızı tavsiye ederiz.

Segovia-Avila kasabaları Madrid’e oldukça yakın ve ikisi de aynı gün içerisinde gezilebilir. Sabah erkenden yola çıkarsanız akşam yemeğinde Madrid’de olmamanız için hiçbir sebep yok. Öncelikle Segovilla sonra Avila’ya gitmeniz daha iyi olabilir... Segovia’ya bir otoyol A-6 bir de Guadalama üzerinden normal yol var. Normal yolu tercih etmenizi tavsiye ederiz yani dağ yolunu, yaklaşık 1830m’lerin üzerinden geçerek 2 saatte ulaşılabiliyor ve manzara olağanüstü. Bolu Dağı’ndaki et lokantalarını anımsatan tesisler var yolunuzun üzerinde. Segovia 2-3 saat içerisinde gezilecek bir yer, rakım 1000‘in üzerinde olduğundan yağışsız bir gün tercih etmek gezmek açısından daha verimli olacaktır ama hazırlıklıysanız eğer bu gezi yağış eşliğinde de çok eğlenceli olabilir. Segovia’da ki Plz.Mayor’un hemen yanı başındaki katedral, oldukça heybetli ve gezilmeye değer. Şehrin bitiminde sur, dışında Alkazar gerçekten de muhteşem. Etrafı su oluklarıyla çevrili. Caddeleri oldukça dar olan şehir, eski dokusunu büyük ölçüde korumuş ve diğer şehirlerden Segovia’yı ayıran özelliği ise su kemerleri; 29m yükseklikte 728m uzunluğunda ve ilk günkü gibi sağlam görünüyor... Merkezin yakınlarında şehre hayat veren Rio de Frio (soğuk ırmak) nehri ve Madrid-Segovia arasındaki dağ, dağdaki Geyik Parkı ve V.Felipe’nin dul eşi lsabel Fernese’nin yaptırdığı av köşkü görülmeye değer. Segovia’dan Avila’ya gitmek için önce AP-51 daha sonra N-110 karayolunu kullanabilirsiniz. Ama geçeceğiniz alanlar, kış aylarında çoğunlukla karla kaplı olacaktır.

 

Avila; Çizgi filmleri andıran bir ortaçağ kalesine sahip 6000 nüfuslu küçük bir yerleşim. Buradaki kaleyi Türkiye’deki Bayburt Kalesi’ne benzetebiliriz, deniz seviyesinden yüksekliği 1131m, 88 burca sahip ve kale surları 11.yy’dan kalma, eski şehir kale içinde. Azize Tesesa (Teresa mı acaba?)’ya adanmış bir kent Avila. Katedrali görmeden ayrılmayın.

 

Gezin görün keşfedin!

 

YAVUZ AYDIN

Profesyonel Rehber

 


 


 


 

Bu Sayfayı Paylaş :
Gönderen
Yavuz Aydın
Tarihi ve Saati
02.02.2010 10:31
Okunma
39743
Değerlendirme
Sen de Oy Ver
136 kişi
Favorilere Ekle Mesaj Gönder Arkadaşıma Gönder Sayfayı Yazdır

fkaplan | 04.02.2010 18:34:00
Madrid
Oldukça faydalı yönlendirmeler içeren bir yazı. Madrid de görmem gereken yerler arasında artık. Ellerinize sağlık.
Bu yorumu faydalı buluyor musun? | Evet | Hayır
Evet : 2 Hayır : 0

 
 
En Çok Okunanlar
Editörün Seçtikleri