,
Buradasınız  :  Anasayfa > Kategoriler > Gezelim Görelim > Genel Bilgiler > Türkiye > 
Gezelim Görelim
Karadeniz Kıyıları

Ne kadar oldu bilmiyorum,  Akçakoca’dan ileriye, Karadeniz kıyısını dolaşmadığım. Sanırım en son 1996 yılıydı, buradan ilerisini kıyı kıyı giderek Samsun’a kadar katettiğimiz. Hele Samsun’dan sonrasına, belki 15-16 senedir gitmiyorum. Ondan önce kaç kere gittiğimi ise ben bile unuttum. Akçakoca’dan marşa bastıktan sonra Karadeniz Ereğlisi’nde bir çay molası verdim, gazete keyfiyle. Karadeniz’i hep kıyıdan gitmek iddiasında olan bir kimse Zonguldak’tan sonra tıkanır. Amasra’ya kadar içeriden, Çaycuma-Bartın üzerinden gitmek gerekir. Bu yolun genellikle sahili takip eden bir alternatifi vardır aslında, Kilimli-Hisarönü-Boğaz üzerinden. “Biraz” virajlı ve yorucu bir yoldur. Şimdi Hisarönü’ne kadar asfaltlamışlar ama, bundan yıllar önce topraktı. O zamanlar, Akçakoca’dan Amasra’ya gitmek isteyen bir grup arkadaşa tavsiye etmiştim o yolu. Sonradan kulaklarımın bir süre devamlı çınladığını hissettim. Ama güzergâhı müthiş keyifli, buna karşın oldukça da yorucudur. Tam benlik yani. Yine aynı yolu kullandım. Son bölümünde mecburen Bartın’a girdikten sonra, hep merak ettiğim Küre Dağları’ndaki Gergece Şelalesi’ne gitmek için iyi bir fırsat olduğunu düşündüm. Sora sora Bağdat bulunurmuş ama, Gergece Şelalesi’ni sora sora bulmak Bağdat kadar kolay olmadı. Sonunda, hayvanlarını otlatan Hüseyin’le karşılaşmasaydım, Gergece benim için bir ütopya olarak kalacaktı. Değdi mi? Orasını sormayın. Gargece yerine Hüseyin’in fotoğrafını koymayı yeğliyorum, arkasında Gergece’nin “hayali”yle.

Sahilden devam. Amasra’yı, Gergece’den kestirme bir iniş bulduğum için 10 km kadar geçmiş bulunuyorum. Bu gece İnebolu’yu bulmak niyetim. Kurucaşile- Cide-İnebolu arasının, direksiyon çevirmekten kollara kas yaptıran virajları saatler sürüyor. İnebolu’ya vardığımda gün batmak üzere. Şehrin çıkışına doğru yeni doldurulan denizin üzerine yaptıkları araba park yerine çekip çadırımı açıyorum. Bunu yaparken, şehrin piyasaya çıkanlardan uzak olan bir yeri seçtim özellikle. İyi ki de seçmişim. Sanki açtığım sirk çadırı, bir anda millet üşüşüverdi.

Nereden gördünüz de geldiniz yahu? Sorular:

- Abi sen bu çadırda mı uyuyacaksın? (Yok, çadır süs olsun diye. Ben kaldırımda yatacağım)

- Arabanın içinde tuvalet de var mı? (Var tabii. Bir de lokanta açıyoruz yakında)

- Bu araba kaç basıyo?

- Kaç para abi bu araba?

Bu gece burada uyumak bana haram. “Hadi beyler gösteri bitti, kapatıyoruz!” Çadırı topladığım gibi, yola koyuldum. Artık görenler göremeyenlere anlatsın. Abana’dan hemen önce Denizciler diye bir balıkçı köyü var, ufacık. Bir de barınağı, tabii… Barınağa arabayı çektim ve hemen çadırı açtım. Etrafta kimse yok. Herkes ya balıkta, ya da evde (herhalde). Sirke rağbet yok yani. Güneş batmış, hava kararmak üzere. Bu arada ay da dolunaya beş kala. Yemekte ekmek arası parça etli pate (ne olduğunu ben de bilmiyorum, kutuda öyle yazıyordu), söğüş salatalık ve domates ile arkadan meyve tabağı -elmadan müteşekkil- var. Derken saat dokuz buçuk ve benim uykum geldi. Çadıra çıkıp yattım. Çadırın girişinde de yalnızca sineklik kapalı. Böylece hem temiz hava, hem de ay ışığı giriyor içeriye. Uyumuşum.

O gece gördüğüm bir rüyayı anlatayım size. Manavgat çayının kenarında, ama suyun içinde bir masa kurulmuş. Ben de yine suyun içinde bir iskemlede, masanın başında oturuyorum. Üzerimde bir battaniye, ayaklarım çıplak ve suda. Herhalde yemeği sipariş etmişim ki, bekliyorum. Yemek daha gelmeden ben uyandım. Karın açlığından değil gördüğüm rüya, eminim. Yarım ekmeğe “pate” iyi doyurmuştu çünkü. Bir patırtı geliyor. Uyku sersemliğiyle ne olduğunu önce anlamıyorum. Sonradan fark ettim ki, dışarıda yağmur yağıyor. Sineklikler genellikle yağmuru da tutacak özellikte yapılmadığı için çadırın ayak ucu bölümü bir güzel ıslanmış. Şilte suyu çekmiş. Uyku tulumu neyse ki su geçirmiyor ama, ıslanınca ayaklarım da soğumuş tabii. Manavgat Çayı’nın sırrı çözüldü. Yapacak bir şey yok, kapıyı indirip fermuarı çekiyorum. Ertesi gün -yine- kıyıdan ve bu sefer hedef Samsun. Zeliha Teyze’de (aslında Buket’in teyzesidir) bir gece kalmazsam gücenmez elbette ama, kalırsam da çok sevinir.

Cumartesi günü yeniden yola koyuluyorum. Bu seferki hedef Çamlıhemşin, Ayder Yaylası. Kıyıdan Çamlıhemşin’e ayrıldıktan biraz sonra hava iyice karardı ve hafiften yağmur atıştırmaya başladı. Arada yer yer şiddetlenen yağmur “Ayder şehri”ne gelmeden kesildi. Ayder şehri diyorum çünkü, burası bir şehir olmuş resmen. En son 1988 ya da 1989 yılında gelmiştim sanırım. Daha yolu yapılmamıştı ve yine bir Land Rover’la ancak çıkabilmiştik. O zamanlar birkaç yayla evinden başka, bir ya da iki tane derme çatma pansiyon, bir de ufak bir kaplıca oteli vardı. Yani Ayder meşhur olmamıştı daha. Şimdi artık “in” anlaşılan. Oteller, moteller, restoranlar, kafeler, barlar, evler… Ben görmedim ama, herhalde son dönemlerin modası AVM (alışveriş merkezi) bile vardır, kim bilir.

Arabayı, tüm binaların bitiminden en az 500 metre daha yukarıda, yol kenarındaki bir düzlüğe park edip, çadırı açtım. Gece soğuk olacağa benziyor. Çadıra tedarikli çıkmak lâzım. Yemekten sonra kalınca bir şeyler de alıp, çadıra girdim. Biraz gazete ve kitap okuduktan sonra uykum geldi. Gece bir ara uyandığımda donuyorum sandım. Herhalde sıcaklık sıfır dereceye yakındı. Elimin altında bulduğum her şeyi giyip yeniden uyku tulumunun içine büzüldüm. Yine de soğuktu ama, uyumuşum.

Pazar günü anneler günü. Buket’ten başlayarak tüm annelere olan görevimi yerine getirdikten ve kahvaltı-çay keyfimi de tamamladıktan sonra yola çıktım. Bugün artık Gürcistan’a geçiyorum. Türk tarafından çıkışım biraz sırada bekleyerek ama sorunsuz oldu. Sırada beklerken yaklaşan Kemalpaşalı (bu, Artvin Kemalpaşa, Sarp kapısından hemen öncedir) iki gençle muhabbet ettik biraz. Arkadaşları telefon etmiş Batum’dan, mangala çağırmışlar. Sanki kapı komşuları çağırmış diyeceğim ama hakikaten “kapı komşuları”. Seyahatimin iyi geçmesi için temennilerde bulundular, ayrıldık. Bakalım Gürcistan kapısında da işler böyle rahat olacak mı?

Bu Sayfayı Paylaş :
Gönderen
Ali Eriç
Tarihi ve Saati
28.09.2009 14:51
Okunma
5859
Değerlendirme
Sen de Oy Ver
6 kişi
Favorilere Ekle Mesaj Gönder Arkadaşıma Gönder Sayfayı Yazdır

İlk Yorumu Sen Yaz

 
 
En Çok Okunanlar
Editörün Seçtikleri