,
Buradasınız  :  Anasayfa > Kategoriler > Gezelim Görelim > Genel Bilgiler > Türkiye > İSTANBUL > 
Gezelim Görelim
Boğaz’ın Erguvanları solmadan

İstanbul’a en çok yakışan ağaçtır. Aslında çiçek açmadığı zaman, şekilsiz bir çalı. Ama hava biraz ısındı mı, şöyle nisan ortası gibi, bir şölene dönüyor bütün şehir. Japonların Kiraz Çiçeği Bayramı solda sıfır kalır. Benim şehrimin erguvanları, bana göre menevişli, cilveli, pespembedir. İstanbul’un en güzel mevsimi, erguvan mevsimidir…

Her sene aynı oluyor: Bir koşuşturma başlıyor, bir harala gürele, baharın gelişi gecikiyor, erguvan mevsiminin o görkemli açılışını atlıyorum. Ne zaman ki öylesine yolda yürürken yere düşen o pembemsi çiçeklere basıyorum, o renk başımı döndürüyor; birden kendime geliyorum. Erguvan mevsimi! Aynı anda o korkunç “Eyvah, kaçırdım mı?” hissiyle, işi gücü atıyorum. Ajandada ne varsa iteliyorum. Hemen Boğaz’da alıyorum soluğu. İki yakada birden dolaşıp erguvanları seyrediyorum. O aralarda çıkan pembe çiçeklerle, şehrimin Şehrazat’ın masalları gibi, görkemli ve masalsı duruşuna aşık oluyorum…

Dernekleri bile var

Erguvan, baklagiller familyasından, 2-10 metre boylarında bir tür çalı ya da ağaççık. Kışın yapraklarını döküyor. Erguvani renkteki çiçekleri, ilkbaharda belirmeye başlıyor. Çiçekler dalların, hatta ağaççıkların gövdelerinde açıyor. Bu morla pembe arasındaki taklit edilemez renkteki çiçekler, taa uzaklardan bile fark ediliyor. Yaza girmeden de o olağanüstü gösteri, ne yazık ki sona eriyor. ”Aşk ağacı” da deniyor, ama Erguvan’ın batı dünyasındaki yaygın adı "Juda's tree-Yehuda'nın ağacı". Efsaneye göre İsa'ya ihanet eden Yehuda, duyduğu pişmanlık sonunda kendini bir erguvan ağacına asar. O zamana kadar bembeyaz çiçeklerle açan ağaç, o günden sonra "erguvani" renklere bürünür. İlkbaharda gövdeden ve dallardan çıkan çiçekler de, efsaneye göre gözyaşlarıdır... Sonsuz romantikliğinden olsa gerek, "Aşk ağacı" olarak da adlandırılan erguvanın çiçekleri yenebiliyor. Doğu tıbbında damar açıcı olarak kullanılıyor. Amerikan yerlileri olan Kızılderililer de, ateşli hastalıklar ve bulantıya karşı ağacın kökünü ve dallarının kabuklarını kaynatarak suyunu içiyor.

Anadolu’nun bazı yerlerinde, hafif ekşimsi tadından dolayı, salataya serpiliyor; hafifçe kızartılarak da yeniyor. Marmara, Ege ve Akdeniz'de, biraz da Batı Karadeniz'de görülüyor. Aslında Akdeniz kökenli olduğu için, İstanbul’un kuzey rüzgarlarına açık olan bölgelerinde pek yaşayamıyor.

Uzun yıllardır, çeşitli şehirlerde adına şenlikler düzenleniyor. Sevenleri Ankara’ya bile dikiyor. Tabii tartışmasız, bana göre, en çok İstanbul'a yakışıyor.

Ağaçlarının çiçek açması, mevsime göre değişiyor. "Erken ilkbahar" dönemi, bazen nisan sonuna kadar uzuyor. Hatta bazen mayıs başına kadar kendini göstermediği oluyor.

Bir sürü çeşitte ve değişik renkte çiçek açanı bulunuyor. Bursa Büyükşehir Belediyesi'nin çıkardığı "Erguvan Muhabbeti" kitabından, Ramis Dara'nın olağanüstü çalışmasından öğrendiğime göre de, ülkemizde en yaygın olan "cercis siliquastrum" türü erguvan. Bu türün ayrıca "alba", "rubra", "fructu ruba", "bodnant", "penduliflora" gibi alt türleri de mevcut. Gene aynı kitapta, Bursa’da kutlanan “Erguvan Bayramı”ndan, vakitsiz ölen Emir Sultan’ın ölüm gününe denk gelen erguvan açma zamanından bahsediliyor.

Zeynep Göğüş’ün başlattığı “Bir Erguvan Ağacı Dikelim” kampanyasının sonucu mudur nedir, bu mevsim başımı nereye döndürsem o renkle karşılaşıyorum: Puslu bir pembe; hafif mavi ve morlar katılmış bir tür açık mor.

İstanbul'un rengi

Bence İstanbul'a, Boğaz'a, yalılara en yakışan ağaçtır. Rumeli Hisarı, erguvan gölgesinde daha bir güzelleşir. Öbür ağaçlar, binlerce yıllık tarih, bu denizin böldüğü iki kıtanın sınırı, erguvanla iyice belirginleşir. Kimilerine göre Bizans’ın, kimilerine göre Osmanlı soylularının rengidir. Ama asıl İstanbul’un rengidir. Ne hafif meşrebin moru, ne şekerin pembesi: Varsa yoksa İstanbul’un erguvanı!

Boğaz'ın simgesi, yaşamın ta kendisidir. Kısacık ömründe şekilden şekle, renkten renge bürünür. Apansız çıkar ortaya. Nasıl da sinyal vermez, haber etmez. Cilvenazdır. Bir türlü mevsimi tutturamadığım için namussuz ve sonuna kadar güzeldir.

Bitti bitiyor, gitti gidiyor işte yine. Son bir çaba, haydi son bir hamle... Seyrettim, hayal kurdum, değişik ışıklarla resimlerini çektim. Emirgan Korusu’ndan başladım, Çırağan’dan Yıldız Korusu’na daldım; gene yürüyerek Beşiktaş’a vardım. Elimdeki “Erguvan Muhabbeti” kitabından dilime dolanan bir Edip Cansever şiiri; yürüdükçe yürüdüm…

“Senin ülkende yalnız bütün özlemler

Bilirim yalnız orda, içtenlik, erinç, coşku

Bayrağındaki bir tek çiçekli dalla

Orda, uçsuz bucaksız

Olanca görkemiyle bir erguvan imparatorluğu…”

Motorla Üsküdar’a geçtim; gördüğüm her şeyi zihnime mıhladım. "Bunu unutma, bunu unutma" diye durmadan kendime telkin ettim. Karanlık günlere bir umut olsun diye beynime resmettim. Sevda Tepesi’nde yerlere dökülmüş "işte o renk" çiçek tozları arasında adımladım.

“Dağıtır saçlarını ve yalvarıp uzaktan

Mavi bir iklim gibi çağırır beni sesin

Tertemiz göklerinde dal dal erguvan açan

Rüyalarıma ışık ve özlem serpmektesin…”

İşte bir de Melih Cevdet… Aa, yeşil erikler bayağı büyümüş. Domatesler de tatlanmıştır… Işık istiyorum, renk istiyorum, bu şehrin devinimini hep hissetmek istiyorum. Acaba kaç erguvan mevsimi daha var yaşayacağım? Aman boşver şimdi bunları. Hayat bir gün, o da bugün! Bak, iyi bak; yaşadığın bir kocaman gün…

Bir koca gün, o çılgın renklerle dolaştım. Neşe, hüzün, enerji, elem; sözün kısası, İstanbul doldum...

Japonya'da "sakura" bayramı varsa...

Doğanın uyanışı, tüm dinlerde, inanışlarda, kültürlerde neşeyle karşılanmış, her bir bölgede kendine değişik simgeler bulmuş. İlk "çiçek seyretme merasimi", 812 yılında Kyoto'nun Shinsen-en Bahçesi'nde düzenlenmiş. Çin'de erik ağaçları popülerken, Japonya'da da kiraz ağacı, adına festivaller ve bayramlar düzenlenen ağaç olmuş. Ben Japonya'daki "sakura zensen"i, yani ağaçların çiçek açma durumunu gün gün takip ettim. Milyonlarca Japonla birlikte, hangi bölgede açmaya başladı, bizim şehirde ne zaman açması bekleniyor, bilgilendim. Yaşamı, doğurganlığı, baharı; yaşama dair ne varsa hepsini, Japonlarla birlikte ağaç altı pikniklerinde kutladım. 10 gün kadar süren bu şenlikte, "sakura"nın ne denli önemsendiğini anladım. Adına bestelenen şarkıları ezberledim...

Bizde de Zeynep Göğüş ve Erguvanlar Derneği, ortaklaşa "Bir Erguvan Ağacı Dikelim" kampanyası başlattı. Böyle bir dernek iyi ki var. Düşünsenize, birtakım insanlar bir araya geliyor ve bir ağaç sevgisi gölgesinde dernek kuruyorlar... Umarım, isterim, dilerim ki şehrin her köşesinden erguvanlar fışkırır...

Bizans'tan bugüne erguvan

Bizans imparatorları, İstanbul'da sarayın mor odasında doğar ve hemen erguvan renkli bir kaftan giyerlermiş. Erguvanın İstanbul ve Bursa'yı cezbetmesi, Bizans'tan sonra da devam etmiş. Emir Sultan, Erguvan Şenlikleri'nin kutlanmasını sağlamış. Yüzlerce yıl boyunca, Bursa'da düzenlenen şenliklerde insanlar toplanmış, söyleşmiş, meşk etmiş.

 

F. Türkmenoğlu

 

Bu Sayfayı Paylaş :
Gönderen
F. Türkmenoğlu
Tarihi ve Saati
21.05.2009 16:18
Okunma
10863
Değerlendirme
Sen de Oy Ver
14 kişi
Favorilere Ekle Mesaj Gönder Arkadaşıma Gönder Sayfayı Yazdır

gulkoc66 | 26.06.2009 19:35:00
Boğaz ve erguvanlar
Ben kendimi çok şanslı hissediyorum. Niye diyecek olursanız İstanbul gibi bir şehirde doğup büyümüş olmam. Boğaz ve erguvanlar baharla beraber bu güzel şehri daha da güzel yapıyor.
Bu yorumu faydalı buluyor musun? | Evet | Hayır
Evet : 0 Hayır : 0

 
 
En Çok Okunanlar
Editörün Seçtikleri