,
Buradasınız  :  Anasayfa > Kategoriler > Gezelim Görelim > Genel Bilgiler > Türkiye > ERZURUM > 
Gezelim Görelim
Doğu Anadolu Bölgesi'nde gezilecek yerler
Erzincan
Doğu Anadolu Bölgesi'nde Fırat'ın yukarı kısmında yer alan Erzincan, Anadolu'nun en eski kültür merkezlerinden birisi. Erzincan, kültürel zenginliği kadar doğal güzellikleri, coğrafyası, mutfağı ve alışveriş olanakları ile tam bir turizm cenneti. Dağlar ve platolarla kaplı Erzincan'ın batısında çam korulukları ve çalılıklarla kaplı yemyeşil Refahiye, Kemah, Kemaliye yer alıyor. Yöre halkının konukseverliği ve kentin mimarisinin ilginçliğinin yanında yörede yer alan Karanlık Boğaz’daki rafting parkurunda keyifli vakit geçirebilirsiniz.

Mama Hatun Külliyesi

Saltukoğulları Hükümdarı II. İzzettin'in kızı olan Mama Hatun, Tercan'da Orta Çağ Türk mimarisinin en ilginç ve önemli eseri kervansaray, hamam, mescit ve kendi türbesinden oluşan büyük bir külliye inşa ettirmiş. Görülmeye değer.

Girlevik Çağlayanı

Erzincan’ın 29 km güneydoğusunda yer alan Girlevik Çağlayanı, doğal güzelliği ile ünlü piknik alanı. Suyun kışın donmasıyla oluşan sarkıtlarda buz ve kaya tırmanışına da olanak veren Çağlayan, coşkuyla akan gür suları ve yeşil dokusuyla bölgenin cenneti.

Erzurum

Doğu Anadolu Bölgesi'nin en büyük kenti olan Erzurum oldukça eski bir yerleşim birimi. Palandöken Dağı eteklerinde kurulu olan kent son yıllarda kış turizminin en önemli merkezlerinden biri halini aldı. Kentin en önemli eserlerinden Çifte Minareli Medrese ise, avlulu, 2 katlı, 4 eyvanlı medrese türünün en anıtsal örneklerinden. Çifte Minareli Medrese’nin arkasında Üç Kümbetler yer alıyor ki, bunların en ünlüsü Emir Saltuk’a ait olanı. 13. yüzyıl Hatuniye Türbesi Sultan Alaettin Keykubat'ın kızı için yapılmış. Yine 13. yüzyılın bol kiremitli Yakutiye Medresesi Selçuklu mimarisinin başka bir yüzünü yansıtıyor.

Erzurum'dan Artvin ve Karadeniz yönünde 120 km uzaklıktaki cam gibi parlak bir görünümü olan Tortum Gölü civarına Türkiye'nin en sakin yöresi denilebilir. Gölün Kuzey ucunda, 47 metreden düşen Tortum çağlayanını gezmenizi öneririz. Kenti gezerken, mücevheratçılıkta kullanılan Erzurum Oltu Taşı (siyah taşı) görmemek mümkün değil.

Kars

Kars’da görülecek en önemli tarihi eser Kars Kalesi. Dik yamaçlı tepenin üzerindeki kale 1152’de Saltuklular tarafından yapılmış. Kars’tan doğuya, sınıra doğru 45 km uzaklıkta Ani Harabeleri bulunuyor. Burada Selçuklu eserleri ile kiliseler yan yana. Sarıkamış Kış Sporları ve Kayak Tesisleri ve Kars Müzesi kentin görülecek yerlerinden.

Ani

Ani, Hıristiyan Ermeni inanışınca kutsal sayılıyor. Adını İran, Eti ve Roma tanrılarından aldığı söyleniyor. Milattan önce bir kale kenti olarak kurulan Ani, X. yüzyılda Bagrat oğulları sülalesinden Ermeni hükümdarlara başkentlik yapmış. Doğu yönünde Arpaçay’a inen kayalıkların eteğinde Prens Dikran Honents’in yaptırdığı Surp Kirkor Kilisesi bulunuyor. İçi fresklerle süslü kilise oldukça iyi durumda. 1036 yılında yapılmış Surp Pirgiç (Halaskar) Kilisesi ise yörede Keçeli Kilise diye de biliniyor. 1038’de yapılan Surp Hovannes (Apostol) Kilisesi’nden günümüze pek bir şey ulaşamamış. Kuzeybatı tarafında aynı adı taşıyan üç kilise bulunuyor. Bunlardan Surp Kirkor Abugamrents Kilisesi 994’de yapılmış ve Aziz Kirkor Lusaroviç’e adanmış. Kentin ortasındaki kervansarayın ise ancak kalıntısı günümüze kadar gelebilmiş.

Ağrı

1650 metre yüksekliğindeki bir yaylada yer alan Ağrı, adını yanında heybetle yükselen dağdan almış. Türkiye'ye en yüksekten bakabileceğiniz, doğuya açılan kapı Ağrı, tarih boyunca çok sayıda kavim ve medeniyete ev sahipliği yapmış. Ağrı, yazın dağcılık ve doğa yürüyüşüne, kış mevsiminde kayak sporuna elverişli parkurlara sahip efsanevi dağı ile doğunun turizm merkezleri arasında yer alıyor.

İshak Paşa Sarayı

1789' da vezir olan Hasan Paşanın oğlu İshak Paşa’nın Doğu Beyazıt'ta bir tepe üzerinde, yaptırdığı saray, 360'ı bulan oda ve salonları ile Osmanlı saray teşkilatının tipik bir örneği. 760 m2'lik bir alanı kaplayan sarayın yapımının 99 yıl sürdüğü söyleniyor. "U" şeklinde, iç içe iki avlu çevresinde toplanmış binalarının mimarisinde (cami-harem daireleri-aşevi-hamam, selamlık-merasim ve eğlence salonu-türbe vs.) mükemmel taş işçiliği, oymacılığında ve duvar süslemelerinde ise Fars, Selçuklu ve Osmanlı medeniyetlerinin ortak etkisi hakim.

Ağrı Dağı

Türkiye'nin en yüksek dağı olan Ağrı Dağı (5165 m.) jeolojik konumu ve Büyük Tufandan sonra Nuh'un gemisine ev sahipliği yapması dolayısıyla efsanevi özelliği olan bir dağ. İncil ve Tevrat'ta da adı geçen dağa, turizm açısından önemli bir konum kazandıran yaygın inanca göre; Nuh Peygamber zamanında yeryüzünü kötülükler kaplamış. Tanrı, insanlara bir ders vermek amacı ile Nuh'a bir gemi yapmasını emretmiş. Nuh Peygamber, gemiye eşi, oğulları, oğullarının eşleri ile birlikte yeryüzünde bulunan bütün canlı türlerinden 7 erkek, 7 dişi, sürüngenlerden 2 erkek, 2 dişi, yeterli yiyecek de alarak binmiş. 7 gün sonra 40 gün 40 gece süren tufan sonucunda gemidekilerin dışında kalan tüm canlılar yok olmuş. Suların çekilmesi ile gemi, Ağrı Dağı'na oturmuş ve içindeki canlılar sevinçle gemiden ayrılarak yeryüzüne dağılmışlar.

Bitlis
Bitlis’in, kıyı turizmi ve su sporları açısından gelişmeye açık sahillerinde 4 ay yüzme imkanı var. Bitlis Büryan kebabı yörenin ünlü yemeği. Oğlak etinden yapılan bu yemek ancak yaz aylarında yenebiliyor. Halen yapılmakta olan kök boyalı rengarenk kilimlerden, halılardan, toprak çanak-çömleklerden, Ahlat’ta yapılan her biri sanat eseri olan bastonlardan satın alabilirsiniz. Ayrıca Hizan fındığı, Adilcevaz cevizi, Mutki kara kovan balı ve küp peyniri tadılması gereken yöresel lezzetlerden.

Nemrut Dağı ve Krater Gölleri
Bir doğa harikası olan Nemrut Dağı her yıl özellikle yaz aylarında çok sayıda yabancı ve yerli turistin gözdesi. Nemrut Dağı krater alanı içerisinde büyükçe iki göl var. Biri soğuk, diğeri sıcak. 3 bin metre yükseklikte devasa bir volkanik çanak. Binlerce yıl önce patlamış, su giderini tıkayarak Van Gölü'nün oluşmasına sebep olmuş. Esas ilginç olan kraterin kenarı. Tam sırtta araçtan inip zirveye kadar yürümek mümkün: Sadece 20 dakika.

Ahlat Mezarlığı
Türkiye’deki en etkileyici İslam mezarlığı olan Ahlat Mezarlığı, 200 dönümlük alan üzerinde, çoğu 2 metreden yüksek binlerce dikilitaşla çarpıcı bir görüntü oluşturuyor. Taşların en güzel ve eski olanları 17.-18. yüzyıla ait. Bir kısmı 13. yüzyılda Moğol hakimiyeti altında hüküm sürmüş yerel beylerin mezarları. Diğerleri ise Karakoyunlu ve Akkoyunlu dönemlerinden.

Van
Van; Ahdamar Kilisesi, "kaleler kenti" olarak anılmasını sağlayan kaleleri, dünyaca ünlü kedisi, Van Gölü ve pek çok turizm aktivitesine olanak veren coğrafyası ile Doğu'nun en önemli turizm merkezlerinden biri. Ayrıca Van' a 20 km. uzaklıkta, doğal plajları ve yeşilliği ile Edremit, yeşillikler arasında doğal plajları ile Gevaş, Van’a 80 km. uzaklıkta, iki çayın birleştiği yerde bir vadi içerisinde ormanlık, hoş manzaralı Çatak ile Van Gölü' nün sahilinde Süphan Dağı karşısında doğal plajları ve meyve bahçeleri ile ünlü Amik gezilecek yerlerden. Hala geleneksel yaşamın önemli bir parçası olarak, Van'da kadınlar, mavi, kırmızı ve beyaz örneklerle harikulade kilimler dokuyor. Kentte satılan galerilerden bu halı ve kilimlerden satın alabilirsiniz.

Van Gölü
Van iline adını veren Van Gölü Türkiye'nin ve dünyanın en büyük soda gölü (3738 km2). Dört tarafı yüksek dağlarla çevrili Van Gölü’nün içinde Ahdamar, Adır, Çarpanak, ve Kuş adaları olmak üzere 4 ada bulunuyor. Tarih boyu Yüksek Deniz, Nairi Denizi ve Yukarı Deniz dendiği gibi Deryaçe (Küçük Deniz) adını da almış. Sabunsuz köpük veren Van Gölü’nde yöre kadınları hiçbir temizlik maddesi kullanmadan çamaşır yıkarlar. Sahil boyunca yapılaşma ile bozulmamış koylar, yeşil bitki örtüsüyle sarılmış kıyılar görülmeye değer.

Ahdamar Adası
Van Gölündeki adalardan en büyüğü olan Ahdamar Adası, üzerindeki kilisesi ile ünlü. 900'lü yılların başında Kral Gagik tarafından yaptırılmış olan kilise taş işçiliğinin en seçkin örneklerinden. Kutsal Haç adına Vaspurakan Kralı I. Gagik tarafından Keşiş Manuel'e yaptırılmış. Kilisenin figürlü repertuarı oldukça zengin. Bunun yanında, İncil ve Tevrat'tan alınmış çeşitli sahneler bulunuyor.

Van Kalesi
Şehir merkezine 5 km uzaklıkta. Urartu kalelerinin en görkemlilerinden. Yapım tarihi MÖ. 9. yüzyıl. Büyük bölümü ayakta kalan kalenin kuzeybatı ucundaki Sardur burcunda I. Sarduri'ye ait olan, Asur çivi yazısı ile yazılmış, bilinen en eski Urartu yazıtı bulunuyor.

Halime Hatun Kümbeti
Selçuklu mimarisinin izlerini taşıyan Halime Hatun Kümbeti, 1358 yılında Karakoyunlular tarafından yaptırılmış. Çevresinde tarihi bir mezarlık mevcut.

Süphan Dağı

Sönmüş bir volkan olan Süphan Dağı (4058 m.), Anadolu'nun üçüncü yüksek doruğu. Doruk bir örtü buzulu ile kaplı. Genellikle doğu yüzünden tırmanış yapılan Süphan Dağı’nda en uygun zaman yaz ayları.

ELAZIĞ

Tarihi Harput Kalesi, Hazar Gölü, Karakaya ve Keban Baraj Gölü, kayak merkezi ve Buzluk Mağarası’yla önemli turizm merkezlerinden.
Harput Kalesi'nin bulunduğu tepenin eteğinde kurulmuş bir kent.
Hazar Gölü, Elazığ'a 22 km. uzaklıkta, Hazar Baba ve Astar Dağları arasına sıkışmış tektonik bir göl. İki plajı
Mavi Bayrak sahibi olan Hazar Gölü, kıyılarında her tür su sporuna ve balık avcılığına olanak tanıyor.

Malatya

Yukarı Fırat Havzasında yer alan Malatya, coğrafi konumu, tarihi kervan yollarının - ünlü Kral Yolu ve İpek Yolu - üzerinde bulunması ve sahip olduğu zengin su kaynakları nedeniyle, Neolitik Çağ’dan bu yana yerleşimlere sahne olmuş. Malatya'yı çevreleyen bölgede gezilebilecek pek çok yer mevcut. Sultansuyu'nda, sadece safkan Arap atlarını izlemekle kalmaz, ayrıca bu büyüleyici yer yakınında Sultansuyu Barajı'nın oluşturduğu göl kenarında uzun yürüyüşler de yapabilirsiniz. Aynı zamanda Türkiye'nin kayısı yetiştirme merkezi olan Malatya'da, çok lezzetli kayısıların yanı sıra diğer taze ve kuru meyvelerle de karşılaşacaksınız. Lezzetli bir damak tadına sahip olan Malatya mutfağında etin ve bulgurun önemli bir yeri var. Çoğunlukla bulgur ve diğer malzemelerin karışımıyla yapılan 70 tür köfte bulunuyor.

Bingöl
Bu bölgede adı efsanelere geçmiş bu yöreye "Bingöl" adını verilmiş. Kaleleri, kayak merkezi ve yüzen adası ile ilgi çeken bir yöre. Bingöl ve çevresi Urartu, Asur, Pers, Roma, Arap, Selçuklu, Saltuk, Akkoyunlu, Safevi ve Osmanlı dönemlerini yaşamış. Yörede üretilen dut pekmezi ve Bingöl balı, Bingöl’ün yöresel lezzetlerinden.

Güneydoğu Anadolu Bölgesi GÖRKEMLİ TARİH

Güneydoğu Anadolu Bölgesi, muhteşem tarihi kalıntılarında da görüldüğü gibi, oldukça zengin bir tarihe ve kültürel mirasa sahip. Bölgenin tarihi, milattan 7000 yıl önceye, yontma taş devrine kadar dayanıyor. Fırat ve Dicle nehirleri arasında kalan topraklarda, üç din dünyasının paylaşamadığı İbrahim Peygamber yaşamış. Kimilerine göre İbrahim, bugün Şanlıurfa’da genel olarak Harran olarak adlandırılan yerde doğmuş. Mezopotamya'nın önemli bir tarih ve kültür merkezi olan Harran'da, en geniş ve en eski İslam üniversitelerinin harabelerini arkeolojik kalıntılar arasında görmek mümkün.

Gaziantep

Güneydoğu Anadolu Bölgesinin en eski kültür merkezlerinden birisi olan Gaziantep, MÖ 4000 yıllarına kadar uzanan ve ilk uygarlıkların doğduğu, Mezopotamya ve Akdeniz arasında, tarihi İpek Yolu üzerinde yer alıyor. Gaziantep kültürel zenginliği kadar doğal güzellikleri, coğrafyası, zengin mutfağı ve alışveriş imkanları ile tam bir turizm cenneti. Adıyla anılan Antep fıstığının yanı sıra bu yöre mutfak sanatının da ustalarından. Yöreye özgü baklava ve lahmacun tipik Antep spesiyaliteleri. Ayrıca Antepli ustaların ürettiği bakır işlerini, sedef işlemeli mobilyaları mutlaka görmenizi öneririz.

Yesemek Açıkhava Müzesi
Yaklaşık 100.000 metrekare alanı kaplayan Yesemek Taş Ocağı ve Heykel Atölyesi’nin nasıl işletildiği, bu çalışmalarda hangi teknik ve malzemelerin kullanıldığının açıklandığı Yesemek Açıkhava Müzesi, dünyanın ilk heykel atölyelerinden.

Zeugma
Gaziantep, Nizip İlçesi'nin 10 km. doğusundaki Belkıs Köyü'nde, Fırat Irmağı kıyısında, Zeugma Antik Kenti bulunuyor. Tarih öncesi çağlardan beri kesintisiz yerleşime sahne olan bu antik kent, Fırat Irmağı'nın en kolay geçit verdiği iki noktadan birisinde yer alıyor. Zaten "Zeugma" adı da "köprübaşı" veya "geçit yeri" anlamını taşıyor.

M.S. 2. yüzyılda en görkemli günlerini yaşayan Zeugma, Roma İmparatorluğu'nun en büyük 4 kentinden biriydi. 4.Lejyon bölgesi karargâhının bulunması nedeniyle yüksek rütbeli subayların ikamet ettiği, stratejik avantajları nedeniyle zengin tüccarların yaşadığı Zeugma gerçekten de önemli bir kentti. Ne var ki daha sonraları savaşlar ve doğal afetlerle bu görkemli kent yok oldu ve kalıntıları da toprak altında kaldı. Günümüzde kentin üzeri 3-4 metrelik toprakla kaplı. Yaklaşık 20 bin dönümlük bir arazi üzerine kurulmuş olan antik kentin 1/3'ü, su tutulması nedeniyle Birecik Barajı göl alanı altında kalacak...

Mozaikler Kenti Zeugma
Zeugma’nın asıl önemi, kazılarla ancak küçük bir bölümü ortaya çıkarılabilen Roma Villaları ve bu villaların tabanlarını süsleyen mozaikler. Sadece A bölgesi kazılarında gün ışığına çıkarılan mozaiklerin alanının 1000 metrekareyi bulması, Zeugma’nın tam anlamıyla bir mozaik kenti olduğunu ortaya çıkarıyor.

Çingene Mozaiği Gaia
Zeugma kazılarının kamuoyunun henüz gündemine girmediği 1992 yılında çıkarılan bu mozaikteki kadın figürü gizemli bakışları ile Zeugma'nın simgesi oldu. İlk çıktığı yıllarda kimliği konusunda kesin bir tanımlama yapılamayan bu mozaiğe figüründeki kadın resminin çingene kızlarını andırması nedeniyle çingene adı verildi. Ancak bazı kaynaklar mozaikteki asma figürlerine dikkat çekerek, çingene olarak tasvir edilen kadının yer tanrısı GAİA olduğunu ileri sürmekte. Gaia mitolojide, içinden tanrı soylarının çıktığı ilk element olarak kabul ediliyor.

Balıklı Göl
Şanlıurfa merkezinde. Balıklar, etrafındaki asırlık çınar ve söğüt ağaçları ile doğal bir akvaryum görünümünde. Göller, Ayn-ı Zeliha ve Halil-ür Rahman olmak üzere iki tane. Kutsal olduğuna inanılıyor. Halil-ür Rahman Gölü’nün güneybatı köşesinde yer alan cami, medrese, mezarlık ve Hz. İbrahim'in ateşe atıldığında düştüğü makamdan meydana gelen bir külliye halinde.

Şanlıurfa
Çeşitli kültür ve medeniyetleri barındıran Şanlıurfa, zengin bir kültür birikimine sahip. Kentin "peygamberler şehri" olarak tanınması, inanç turizmi açısından büyük önem taşıyor. Hz. İbrahim'in Urfa'da doğup yaşadığına inanılması, şehrin Musevi, Hıristiyan ve Müslüman din topluluklarının kutsal ziyaret yeri olarak tanınmasına neden olmuş. M.Ö 132 – M.S 250 yılları arasında hüküm süren Osroene Krallığı, Hıristiyanların deyimiyle "kutsanmış şehir" Şanlıurfa'da kurulduğundan, Hıristiyanlık tarihi açısından büyük önem taşıyor.

Şanlıurfa’nın mutfağı da çok zengin. Çeşit çeşit kebaplardan, çiğ köfteye, yöreye özgü acı kahve mırraya kadar bin bir çeşit lezzet sizi bekliyor.

Harran

Harran sudan ve yeşilden mahrum bir ovanın ortasında 5000 yıllık tarihi ile ayakta duruyor. Tipik evleri, höyüğü, kalesi, şehir surları ve çeşitli mimari kalıntıları, geceleri gökyüzünde pırıl pırıl yıldızları ile turistlerin büyük ilgi odağı. Harran, Kuzey Mezopotamya'dan gelerek batı ve kuzeybatıya bağlanan önemli ticaret yollarının kesiştiği bir noktada bulunmaktaydı ve Anadolu ile sıkı ticaret ilişkileri bulunan Asurlu tüccarların da önemli uğrak yerlerinden biriydi.

Ulu Cami

Harran Höyüğünün kuzeydoğu eteğinde yer alan Ulu Cami, 744-750 yıllarında Emevi Hükümdarı II. Mervan tarafından medresesi, hamamı, hastanesi ile bir külliye olarak inşa edilmiş.

Halfeti

Şanlıurfa'nın en eski ilçelerinden biri. Siyah gülü ile tanınan bu yöre, bölgenin yeşili bol belki de tek yeri. Bu yeşillikleri ona veren Fırat ise artık sularının acımasızlığını sunmuş insanlara. GAP Projesi kapsamındaki Birecik Barajı Halfeti’yi de sular altında bırakmış. Şimdi Halfeti'nin büyük bir kısmı yok. Yani ilçenin tam ortasında kurulu olan iki mahallenin 150 evi sular altında kalmış.

Adıyaman Tanrıların Tahtı Nemrut

Dünyanın sekizinci harikası Nemrut, yüksekliği on metreyi bulan büyüleyici heykelleri, metrelerce uzunluktaki kitabeleriyle, UNESCO Dünya Kültür Mirasında yer alıyor. Nemrut Dağındaki dev heykeller ve tümülüs, Arsameia (Eski Kale), Yeni Kale, Karakuş Tepesi ve Cendere Köprüsü Milli Park sınırları içerisinde yer alıyor.

Kral Antiochos’un tümülüsü ilk göze çarpan yer. Kralın kemiklerinin ya da küllerinin kayaya oyulmuş bir yere konulduğu ve 50 metre yüksekliğinde ve 150 metre çapındaki tümülüs ile örtüldüğü anlaşılmakta. Tümülüs girişi kuzey yönünde, burayı koruyan kartal heykelleri iki yanda yer alıyor. Tepenin dört tarafındaki kayalar oyularak teraslar oluşturulmuş. Güney terası kaydığı için bugün görülmüyor. Heykeller tümülüse arkalarını dönmüş durumda sıralanıyor. Gövdeler 10 metre kadar yüksekte ve koltukta oturur durumda. Soldan sağa doğru Apollon, Mithra, Helios, Hermes, Kommagene’nin bereket tanrıçası Tyche-Fortuna, baş tanrı Zeus, Oromasdes, Kral Antiokhos, Herakles, Ares heykelleri görülüyor. Kommagene Krallığı’nın başkenti Arsemia bugünkü adı Kocahisar olan eski Kahta Köyünde. Arsemia’da bulunan Grekçe bir yazıt, 1. Antiokhos’a hitaben yazılmış ve babasının burada gömülü olduğu, kendisine ve atalarına nasıl törenler yapılması gerektiğini bildiriyor. Arsemia’nın 2-3 km. ötesinde Cendere Çayı üzerinde halen kullanılan tarihi köprü 4 Kommagene kenti tarafından imparator ve karısının onuruna yapılmış. Köprünün 10 km. ötesindeki Karakuş Tepesi’nde Nemrut Dağı’ndaki tümülüs gibi Kommagene Krallığı’ndan kalma, kraliyet kadınlarının mezarlarının bulunduğu sanılıyor. Tümülüsün etrafında sütunlarda boğa, kartal ve aslan heykelleri bulunuyor. Her yıl Haziran ayında Kommegene Festivali yapılıyor.

Diyarbakır

Eski zamanlarda Amida olarak bilinen Diyarbakır, Dicle Nehri kıyısında bazalt bir yaylaya yer alıyor. Çin Seddi'nden sonra en uzun sur olması ile ünlenen Diyarbakır Surları 5.5 km uzunluğunda ve 7-8 m yüksekliğinde. M.Ö. 349 yılında Bizans İmparatoru Konstantin tarafından yenilenen surların yapılış tarihi tam olarak bilinmiyor. 16 kalesi ve 5 çıkış kapısı olan siyah bazalt surlar, kentin en ilgi çekici yeri. Ortaçağ askeri mimarisinin muhteşem örneğini oluşturan bu surlar yazıtlar ve kabartmalarla süslenmiş.

Hasankeyf

Hasankeyf’in ne zaman ve kimler tarafından kurulduğu tam olarak bilinmiyor. Ancak şehir ve etrafındaki binlerce mağara insanların buraya çağlar öncesinden yerleştiğini gösteriyor.

İnsanlığın en eski yerleşim merkezlerinden biri olan Mezapotamya Bölgesinde yer alan Hasankeyf, hem içinden Dicle nehrinin akıp gitmesi, korunaklı coğrafi yapısı, mesken olarak kullanılan binlerce mağarası ile hep dikkatleri çekmiş ve çağlar boyunca stratejik önemini korumuş bir antik yerleşim.

Yekpare taştan meydana gelen kalesi nedeniyle “Hısn Keyfa” adını almış. Milattan önceki dönemlerde Hasankeyf’te nelerin geliştiği tarihin karanlık sayfalarında yatıyor. Bu konuda yazılı kaynak yok.

Çalkantılı tarihinden günümüze, Kale, Köprü, El- Rızk Cami, Sultan Süleyman Cami, Koç Cami, Zeynel Bey Türbesi, Ulu Cami, Küçük Saray ve Büyük Saray gibi değerli eserler taşıyan Hasankeyf, bugün ciddi bir tehlike ile karşı karşıya bulunuyor. GAP'ın bir alt projesi olan Ilısu Barajı ve Hidroelektrik Santrali'nin yapımından sonra sular altında kalma tehlikesi içindeki Hasankeyf, kurtarılmayı bekliyor.

Mardin

Bir dağın tepesinde kurulmuş olan Mardin, Yukarı Mezopotamya'nın en eski şehirlerinden biri. M. Ö. 3000 yıldan başlayarak yerleşim yeri olarak kullanılan Mardin; Artuklu, Akkoyunlu, Osmanlı dönemine ilişkin birçok yapının yanında Süryani Manastır ve Kiliseleri de bünyesinde barındıran önemli bir açık hava müzesi.

Deyrul Zaferan Manastırı

Bugünkü Süryanilerin ataları olan ve güneşe tapan Aramiler, MÖ 2. binden başlayarak 4 bin yıl boyunca burada her güneş doğuşunda bir ayin düzenleyerek güneşe kurbanlar sunarlarmış. İsa’dan sonra Hıristiyanlığı benimseyip kiliseler kurmuşlar. Manastırın içinde tarihi bir İncil ve kutsal taş mevcut ve ilk tıp fakültesinin burada kurulduğu söyleniyor. Deyrul Zaferan, Yukarı Mezopotamya'nın tarihi yapıtlarından en tanınmış olanlarından biri ve Süryani Kadim Cemaatinin dini merkezi.

Midyat

Mardin'e benzer evlerin, taş konakların, kemerli geçitlerin, minare gibi yükselen çan kuleleriyle Süryani kiliselerinin bulunduğu Midyat, bir ortaçağ kentini andırıyor. Telkari diye bilinen taş işçiliğinin en güzel örneklerini Midyat'ta bulabilirsiniz.


Mar Gabriel Manastırı / Deyrülumur

Yerel adı Deyrülumur. Süryani Cemaatinin ünlü ve büyük yapıtlarından olan manastır, yüksekçe bir tepeye yapılmış. Değişik tarihlerde manastırın içinde ve dışında ekler yapılmış. Bir kısmı Bizans mozaikleriyle bezeli.

Meryem Ana Kilisesi ve Patrikhane

1860 yılında Patrik Antuan Semheri tarafından yaptırılan kilisede; kemer, yuvarlak taş sütunlar ve avluda korkuluklar yer alıyor. 1895 yılında Antakya Patriği tarafından inşa edilen Patrikhane ise bugün müze olarak hizmet veriyor.

Zinciriye Medresesi

Medrese mahallesinde yer alıyor. 1385 tarihli yapı, dikdörtgen geniş bir alanı kaplayan cami, türbe ve çeşitli ek bölümlerden oluşmuş. Süslemeleri oldukça zengin.
Bu Sayfayı Paylaş :
Gönderen
gezikolik
Tarihi ve Saati
22.09.2008 16:34
Okunma
108067
Değerlendirme
Sen de Oy Ver
67 kişi
Favorilere Ekle Mesaj Gönder Arkadaşıma Gönder Sayfayı Yazdır

İlk Yorumu Sen Yaz

 
 
En Çok Okunanlar
Editörün Seçtikleri