,
Buradasınız  :  Anasayfa > Kategoriler > Genel Bilgiler > Türkiye > 
Genel Bilgiler
bindallı


Antika'nın gerçek merkezi Kapalıçarşı'dır. Çarşı'nın antikada üstünlüğü sadece malın kalitesinde değil, satıcısının bilgi ve bilincinde de saklıdır. Antika üstadı Yurdanur Öndersoy bu sayımızdan itibaren size antikayı anlatacak. İlk sayımızın konusu Bindallılar
Toplumumuzun her kesiminde, kadın erkek, genç yaşlı, pek çok kişi "sanat" adını verdiğimiz, güzel, estetik ve kişiye haz veren birşeyler üretme olgusuna meraklıdır. İnsanlığın başlangıcından günümüze, milyonlarca kişi, olanakları, beceri ve yetenekleri ölçüsünde, yaratıcılıklarını kullanarak, ?iirden, türküden, resme, heykele, bir mimari yapıdan, halıya kilime kadar... "sanat eseri" adını verdiğimiz varlıklar meydana getirmişlerdir. Geleneksel pek çok sanat dalı, teknolojinin ilerlemesi, buna bağlı olarak yaşam
biçimlerinin değişmesi gibi nedenlerle ya yok olmuştur ya da yok olmak üzeredir. Bindallı adını verdiğimiz işlemeli özel kumaş sanatı bunlardan biridir.
Önce Bindallı'nın tam bir tanımını yapalım. Kadife ya da atlas kumaş üstüne, sırma, kılaptan ya da sim ile, serpme dal, yaprak, çiçek motifleri işleyerek elde edilen işlemeli kumaşlara bindallı adı verilir. Bunlar için genellikle, koyu kırmızı, mor, lacivert ve benzeri koyu renkli kumaşlar seçilir. Gelinlik, önemli günlerde giyilen özel kıyafetler ve örtü yapımında kullanılan bindallının kültürümüzde önemli bir yeri vardır. Bu ad, günümüzde kumaşın kendinden çok, kıyafetin adı olarak bilinmektedir.
Bindallı, kartondan hazırlanan motiflerin, kadife, çuha, atlas, keçe, arakiye kumaşlarının üstüne aplike yöntemiyle, altın, gümüş, sim (ipek ipliğin üstü gümüş ince tel sarılmış şekli) veya altın, gümüş kaplamalı bakır tellerin kartonun üzerinden iğne ile sarma usulü ile geçirilmesi yoluyla yapılır. Bu tür kumaşlara, yaygın olarak kullanıldığı yerler olan gelin elbiseleri, gelin yatağı veya sünnet yataklarının, yorgan, yastık takımlarının üzerine yapılan çiçek ve dallı motiflerin, elbisenin veya yatak takımının tümünü kaplamasıyla meydana gelen güzel ve zengin görümünden ötürü bindallı adı verilmiştir. Bindallı'ya bazı yörelerde Maraş işi, sırma veya sim işi de denilir.
Bindallı sanatı'nın geçmişi 14.-15.yüzyıllara kadar gitmektedir. Ancak, o devirde elle dokunmakta olan kadife ve atlas kumaşların yapılışları ve kullanılan tel ile teknik tümüyle farklıdır.
17.ve 18. yüzyıllarda genellikle Bursa ve yöresinde Bindallı tekniğI ile yapılmış, dünyada eşine rastlanmayacak güzellikte eserlere rastlamaktayız. Bu eserlerde, karton yerine ipek ibrişim kullanılmış ve kalın gümüş telle kabarık motiflerle şekillendirilmiştir. 1800'lü yıllardan sonra Bursa, Kütahya, Kahramanmaraş, Erzurum, Edirne (Rumeli) ve İstanbul Bindallısı olarak adlandırılan farklı örnekler görmekteyiz.
Şimdi de ayrılmak istemediği bir başka şey var dükkanda. Avlunun ortasındayken sesini duyup büyülenmiştik. Bir Rus gemisinden alınma bir gemi çanı. Sarı, pırıl pırıl, kocaman bir çan. İnsanı rüyalar diyarına, Xanadu hayallerine çeken bir sesi var. Dükkandaki çanların en büyüğü, en güzeli, sesi en derinlerden geleni. Esas maddesi bronzmuş ama alaşımına nelerin dahil olduğunu tam olarak saptayamamışlar. Anlaşılan ona o semavi sesi, alaşımdaki meçhul maddelerin bileşimi sağlıyor. Rıza Bey, gülerek, "400 dolar verdiler, vermedim," diyor. Olsun, elbette meraklı ve emin bir müşteri çıkar, o çana karada bir başka yuva sağlar. Hatırı kırılmayacak kadar eski bir müşteri. Çoğuyla aralarında karşılıklı itimada ve ortak deniz aşkına dayanan bir dostluk oluşmuş.
Memleket, Giresun. Deniz aşkı oradan kaynaklanıyor diye düşünmeyin hemen, çünkü ailesiyle İstanbul'a geldiğinde bir yaşındaymış. Onun deniz aşkının mekanı ve kaynağı, İstanbul, özellikle de Yeşilköy. Genç yaşta dalmaya başlamış, hâlâ dalıyor. Eskiden balık vururmuş, artık vurmuyor. "Öyle azaldı ki," diyor, "kıyamıyorum. Artık vurmak yok, sadece seyrediyorum." En çok, küçücük, rengarenk balıkları seyretmeyi severmiş. Eskiden ibadullahmış, şimdi ara ki bulasın. Ama Saroz Körfezi, bugün de eski zenginliğinin bir miktarına sahip. En çok orada dalmayı seviyor. Teknesi eskiyince satmış, olsun. Arkadaş tekneleriyle gidiyorlar. "Saroz," diyor, "Ege balıklarının yumurtalama yeri." Yumurtlayan balıklar, en azından Rıza Bey'den yana gönüllerini ferah tutabilir. Dedik ya, artık onları vurmuyor. Ama rakısının yanında şöyle nefis bir mırmır balığı yemeye bir itirazı yok.

kaynak: kapalıçarşı dergisi
Bu Sayfayı Paylaş :
Gönderen
mai
Tarihi ve Saati
20.11.2008 12:06
Okunma
4899
Değerlendirme
Sen de Oy Ver
1 kişi
Favorilere Ekle Mesaj Gönder Arkadaşıma Gönder Sayfayı Yazdır

İlk Yorumu Sen Yaz

 
 
En Çok Okunanlar
Editörün Seçtikleri