,
Buradasınız  :  Anasayfa > Kategoriler > Genel Bilgiler > Türkiye > İSTANBUL > Çatalca > 
Genel Bilgiler
Karaburun Çatalca
İstanbul'un Avrupa yakasından yola özel araçla çıkacaklar için en pratik yol, Taksim'den çıkıp TEM oto yolundan Güneşli'ye doğru giderken solunuzda Dünya, Milliyet Gazetesini bırakıp sağa kıvrılan yolda hemen sonra sağ şeride yaklaşıp ana yoldan ayrılarak yükselen rampa yoldan Habibler (İSTOÇ) yönüne devam etmek. Bir süre yol alırken yerleşim içinden geçişte sıkışan trafik, dar yol, sanayi kuruluşları, kamyonlar, park yaparak yolu tek şeride düşüren araçlar canınızı sıksa da kısa süre sonra dar boğazı aşıp, bu defa geçtiğiniz yola tezat oto yol kalitesinde bir güzergâhta ilerliyor Arnavutköy istikametinde yol alıyorsunuz. "Tayakadın" piknik alanlı orman içinden geçerek, Durusu yönünde takiben giderken sağlı sollu tepeler, yemyeşil vadiler gözünüzü okşuyor. Asfalt yol bu bölümde iki şerit, uzaklarda deniz görünmeye başlıyor, yolun devamında Durusu Park sahasında Av müzesinin yer aldığı kule görünürken sağdan deniz yönünde ayrılan Germe sapağından kenarları korkuluklu ip gibi düz yoldan giriyor, çarşı'dan geçiyor, meyve bahçeleri arasından Karaburun'a ulaşıyorsunuz.

Habibler geçişi hariç İstanbul'a yakınlığı, yol panoraması gerek araç sürücüleri, gerekse motosiklet sevdalıları için elverişli sayılabilir. Uzağı görerek gidiliyor, yolun meyil ve kavisleri motor sürücüleri için keyifli olabilir. Sert rüzgârlı bölümler var, egzoz gazının teneffüs edildiği bölümler de geçiliyor. Piknik amaçlı gelenler yol üzerinde kumanya tedariki yapabilirler, Arnavutköy, Durusu fırınlarından yeni çıkmış ekmek alabilirler.

Özel araç dışında gelmek için İstanbul'un Bayrampaşa Metro İstasyonu yanından Terkos minibüsleri kalkıyor. Seferler sabah 06.00 başlıyor, akşam 20.00'ye dek sürdürülüyor. Dönüş için İstanbul'a son sefer kışın 18.00, yazın 19.00 da yapılıyor. 45 km lik, 1,5 saat süren yolculuk için kişi başı 3 TL ödeniyor. Kemerburgaz yolu ise kamyon trafiği fazla ve bozuk olduğu için tercih şimdilik edilmiyor. Bahçeşehir, Hadımköy, Terkos, Durusu ile Büyük Çekmece, Çatalca, Terkos, Durusu güzergâhları çıkış noktasına göre kullanabileceğiniz alternatifler.

Sakin bir balıkçı köyünde kalmak, Dalga sesleri, deniz kokulu havayı soluyarak uyumak, Karadeniz'e bakarak uyanmak, güne dinç başlamak Karaburun'a geliş nedeni olabilir.

Konaklamak için çeşitli seçenekler bulunuyor. Gizli Bahçe, Karam, Dostlar Kamping bunlardan bir kaçı, 12 kilometre uzakta ki Durusu da daha geniş kapasiteli Durusu Park Otel alternatif olabilir.

Karaburun'da ki konaklama tesisleri denize yakınlığı, manzarası, restoranları, bahçelerinde ki dinlenme köşeleri ile cazip seçenekler sunuyor.

Dostlar Kamping
Limanın karşısında, sahil yolunun biraz üzerinde yer alan alanda restoran, kamp ve karavan sahası olarak hizmet veren tesisin üç yataklı 10 tane olan bungalovlarında konaklayanlar 20 TL, karavanda kalmak isteyenler 15 TL, çadır kuranlar çadır yeri kirası olarak günlük 10 TL ödüyorlar. Kamp sahasında kalan ailelere elektrik, su, duş, wc hizmeti veriliyor. Konuklar sahil yolunun karşısına geçtikleri an denizle buluşuyorlar.

Tesis işletmecisi olan Sami Bey köy ihtiyar heyetinde köyün tanıtımı için canla başla çalışıyor. Çekim için gelenlere rehberlik yapıyor, çevrede görülecek yerleri anlatıyor. Köyün fotoğraf, film çekilecek yerleri, tarihi hakkında bilgiler veriyor, turizm bürosu gibi hizmet ediyor. Oldukça faal olan işletmeciden özel yemek tarifleri ile birçok konuda bilgi edinebiliyorsunuz.

Restoran yanı geniş araç parkı, aile ortamı, kusursuz hizmeti salaş balık restoranı görünümüyle temiz balık yeme imkânı sunuyor. Detaylar için ne yenir bölümüne bakınız.
Sami Eti - Tel no: 0(212) 762 20 18

Karaburun pazarı yarım gün cami ve yarım gün Terkos Meydanı olmak üzere iki yerde Cumartesi günleri kuruluyor. Bahçelerde yetiştirilen yöresel sebzeler en ekonomik fiyatlarla alıcıyla buluşuyor. Kıvırcık marul, turp, tere otu, roka, ıspanak, kavun, karpuz her çeşit bulunuyor. Lezzeti ve iriliği ile makbul sayılan en ünlü yöre sebzesi bezelye ve taze fasulye olarak gösteriliyor.

Liman çevresinde Gizli Bahçe, Hanımeli, Dostlar gibi çeşitli restoranlar bulunuyor. Bunlardan biri olan Dostlar Restoran da işletmeci Sami Bey balığı bizzat kendi pişiriyor ve kendine özgü geliştirdiği balık pişirme püf noktalarına sahip. Yıllar boyunca tonlarca balık pişirdiğini söyleyen usta işletmeci, öncelikle kalkan balıklarını kesmek için bir kütük üzerine bir tarafı sabitlenmiş bir satır kullanıyor. Giyotin usulü çalışan satırla balığın etrafını dairesel olarak kolaylıkla kesip, kalan balığı iki parmak eninde dilimliyor. Balığın çevresini saran salya ve balık dilimlerini su billurlaşıncaya kadar defalarca yıkıyor. Bu yıkama sonrası hiç kan izi kalmıyor, hem kızartma yağı, hem de balıkta kararma olmuyor.

Hiç birimiz evde balık kızartırken derin tencere kullanmayız, üstelik bu kaba dört parmak yağ dökmeyiz, balıkları kızarttığımız tava yağını bir sonraki kızartma için saklamayız. Fakat balık lokantalarında süreklilik olduğu için derin yağda 5–6 kez balık kızartılabiliyor. Yağın bünyesine karışan beyaz un, mısır unu, tuz karışımı nedeniyle koyu sarı bir renk alırken balığa lezzet de katıyor. Balıketinin hafif ateşte yağ emdiği için, harlı ateş ve ısıya dayanıklı Yudum, Olin gibi yağlar kullanılıyor. Kalın çeperli tencere içinde iyice ısınan yağda yüzercesine kızaran balıklar, patates kızartır gibi çıtır çıtır ses çıkartıyor. Üç dakika sonra yağ bir kere karıştırıyor. Bu şekilde unun dibe oturmasını, tencere dibinin tutmasını önleniyor. Kızarmış balıklar, 7 dakikada sarımtırak renge bürününce servise hazır hale geliyor. Masaya oturup siparişi verdikten sonra 10 dakika içinde balıklar sofranızda oluyor. Hiç beklemiyorsunuz.

Kızartılmış kalkan balığının kafası da üzerine kekik serpip servis ediliyor, lezzetine doyum olmuyor. Sami Usta, tekir, mezgit gibi balık türlerini Amasra usulü pişiriyor.
Mevsim salatası bahçenin ürünlerinden toplanıp yapılıyor.

İskorpit çorbası ise çok beğeniliyor.
İskorpit balığı çarpan bir balık olduğu ve dikenleri batarsa 10 arı sokmasından fazla acı verdiği için, balık ayıklamayı bilen bir kişi tarafından temizlenmesi gerekiyor. (İskorpit çarpmasına karşı, böyle durumlarda buz tutmak en iyi çözüm olduğu belirtiliyor). Hafif haşlanan balığın kılçıkları ayıklanıyor. Diğer tarafta yoğurt, üç kaşık un, bir çorba kaşığı çiçek yağı, bir yumurta sarısı ile birlikte mikser veya elde çırpılıyor üzerine yedirerek iki üç bardak istenen koyuluğa göre su ilave ediliyor. Üzerinde biriken köpük alınıyor, beş dakika kadar kaynatılıyor. Arzu edilirse çorbanın üzerine limon, sirke, sarımsak sosu ekleniyor. Bir küçük tavada yağ kızdırılıp içine pul biber konarak çorba üzerinde gezdirilerek dökülüyor.

Sami Usta konuklara ve sunduğu yemeklere gösterdiği saygılı davranışı başına taktığı naylon böne, ellerinde ki eldivenle de belli ediyor. Balıkları isterseniz zevkine vararak elle yiyor, sonra da bahçede bulunan lavaboda yıkıyor, kolonyalı mendille siliyorsunuz.
İstanbul'a bir saat uzaklıkta Karadeniz sahilinde, nasıl olmuşa olmuş yıllarca gizli kalmış bir balıkçı köyüne gidiyoruz. Çatalca ilçesine bağlı deniz feneriyle ünlü Karaburun Köy'ü, tarihi camisi, çeşmesi, emsalsiz güzellikte kumsalları, tadına doyulmaz kalkan balıkları, iyot yüklü havası, tablosu yapılacak liman görünümleri ve daha bir dolu cazip imkânları ile köyden ayrılırken "Yine gelmeliyim" dedirtecek güzellik ve özelliklere sahip.

Geleceği çok önceden gören zevk sahibi kişiler, aldıkları arsalara evlerini yapmış, hafta sonları gelip kafa dinliyorlar. Günübirlik gelenler temiz havada ciğerlerine iyot kokulu deniz havasını doldurup, kısa zamanda sıkıntıları bir kenara bırakıyorlar. Tatil için gelenler en ekonomik şartlarda bu ihtiyaçlarını giderebiliyorlar. Köy bakımlı, geniş bir alana yayılmış, gece kondu yok, köy içi yolları düzgün kilitli parke taşı kaplı. İnsanlar misafirperver, yabancılık çekmiyor, stres yaşamıyor, gerilmiyor, kısa sürede ortama uyum sağlıyorsunuz.

Neler yapılır
Konum olarak köy ve çevresi birçok aktiviteye olanak tanıyor. Yürüyüş, koşu, kros için çam ağaçlı orman içi parkurlara sahip. Yamaç paraşütü, sörf yapmak isteyenlere imkânlar bol. Kara ulaşımı olmayan kumsallı koylarda denize girebilir, çevre gezilerine meraklı olanlar, Terkos gölüne, Durusu'ya, Av Müzesine gidebilirler. Kamp yapmak isteyenler çadır kurabilir, bisiklete binebilir, piknik yapabilir. Dahası uçurtmasını beraberinde getirenler uçurtup uçurtma zevkine varabilir, balık tutar, resim yapar, yer, içer.

Köyün girişinde karşılaşılan siluette önce evleri, apartmanları görüyor, hafif bir yokuşla yerleşim alanına, denize yüksekten bakarak iniyorsunuz. Panoramanın genelini gördüğünüz anda nerelere gideceğinizi, nerede vakit geçireceğinizi önceden kestirmek, planlamak kolay oluyor. Kıyı bandı Yeniköy'ü takiben veya Kilyos'a doğru uzanıyor.

Uğrak noktaları arasında liman bunlardan ilki. Sahile omuz omuza yanaşan ve Karadeniz insanının coşkusunu yansıtırcasına canlı, zıt renklerle boyanmış tekneler ahenkli bir armoni oluşturuyorlar. Balıktan, trol avından dönen balıkçı motorları ara sıra limanın durgun sularına hareket getirerek balıkhaneye yöre balıklarını taşıyorlar.
Birbirini kucaklayan iki dalgakıran üzerinde en uç noktalara kadar yürüyebiliyor, hatta Karadeniz'e sırt veren diğer uzak kol üzerinde uç noktaya dek araçla gidebiliyor, köyü karşınıza alıp doyasıya seyredebiliyorsunuz.

Yeniköy'e uzanan sahil yolu boyunca kumsala, asfalt sahil yoluna paralel lokanta, pansiyon, kamp alanı, alışveriş dükkânları, evler sıralanıyor. Karadeniz Rivierası olarak tanımlanan kıyı bandı gelecekte Antalya'nın Konyaaltı Plajı gibi olmaya namzet ve müsait gibi görünüyor.
Zaten arsa fiyatları için de daha şimdiden "uçmuş" deniyor! Üçüncü köprü güzergâhının köye yakın geçmesi halinde, ulaşımın kolaylaşacağı söylentisi de bu konuda hayli etkili olmuş.
Arsayı satın alan yatırımcı, hemen yaşayacağı bir ev yapma telaşına giriyor. (Fiyatlar 100–150 olarak ifade ediliyor)!
Karaburun'a ilk kez geliyor, başka neler yapabilirim derseniz, fotoğraf çekecek birçok kompozisyon bulunduğunu söyleyebilirim. Deniz Feneri bunlardan en önemlisi.

Karaburun Deniz Feneri
Kıyı Emniyet Genel Müdürlüğü, Rumeli Karaburun Tahlisiye İstasyonunun hizmet verdiği fener, Karaburun eski kale ucunda yer alıyor. Fener ışık gücü bakımından dünyanın üçüncü güçlü feneri. Fenerin ışık gücünü uzaklara yansıtması için kristal mercekler kullanılmış. Gündüz güneş ışığı yansımasından zarar görmesin diye de kristallerin üstü örtü ile kapatılıyor. Fenerin denizden yüksekliği 54, kule yüksekliği 12 metre. Çakar fener 15 mil mesafe görünüme sahip. Küçük bir detay belki ama Yeşilköy Fenerinde olduğu gibi, kulenin estetik kubbe çatısı çevresinde yağmur sularının ağzından döküldüğü aslan kafaları var.
Kulenin içine girmek için İstanbul Kıyı Emniyetinden yazılı izin gerekiyor. Buna rağmen etrafı tel örgülü sahanın dışında her tarafından fotoğraf çekebiliyorsunuz. Sınırlı sahaya girmeye gerek kalmıyor. Bahçe içinde bulunan direk ve direğe gerili bulunan uzun halat, kötü hava şartlarında sığ zemine oturan bir gemi mahsur kalırsa, roket tarzı ip, geminin üzerinden aşacak şekilde atılıp bağlandıktan sonra, teleferik sistemiyle yolcular kurtarılıyor.

Deniz fenerinin denize doğru eteğinde tel örgü ile çevrili "Kimsesizler Mezarlığı" yer alıyor. Tarih boyunca denizden çıkan, kim olduğu bilinmeyen, sahipsiz cesetler buraya gömülmüş. Yöre halkının ifadesiyle denizde bulunmuş beş Arap gemicinin mezar taşları da burada yer alıyor. Fenerin yer aldığı burun önceki yıllarda daha ilerdeymiş, liman yapımı için dinamitle patlatılan kayalar buradan alınıp kullanılmış. Kıyıdan deniz fenerine doğru veya fenerden aşağı bakanlar burun çıkıntısının törpülenmiş yerlerini görebiliyorlar. Bu arada eski fener yerinin temel kaidesi kalıntıları da yeni fenerin biraz önünde olduğu fark ediliyor.

Fener kulesi dibinde iki büklüm haliyle, meydan okurcasına yaşam savaşı veren ağaç, hava şartlarının sertliği, denizden esen rüzgârın, kuvveti ve sürekliliğinin göstergesi sayılıyor.
Karaburun'un simgesi olan ve burunda kuğu gibi duran, Mart ayında başlayıp Nisan ortasında kaybolan çiğdem çiçekleri arasında yükselen deniz feneri çevresinden ayrılıyor, fener sokağının önünde ki yokuştan geçerek cami meydanına iniyoruz.

Karaburun Köyü ve Çevre Gezisi
67. Piyade alayının taşınmasıyla yörede kalan subaylar yerleşim yapmışlar, bu şekilde 1826 öncesi oluşan köy gelişmiş. Cami Meydanında bayrak direği ve tarihi iki top arasında Atatürk Anıtı, bulunuyor. Meydanın ortasında bir zamanlar cephanelik ve ambar olarak kullanıp Süleyman binbaşı yardımıyla camiye dönüştürülen yapı yer alıyor. Günümüzde de aynı amaçla kullanılan, dışı mozaik kaplı yapının, içten duvarlarına dokununca kontrplak, tahta yapım olduğunu fark ediyorsunuz. Buna rağmen iç duvar ve kubbe tavanı amatör bir hat ustasının içinden geldiği gibi yaptığı motiflerle süslenmiş. Cami içinde klima var, abdest alacak olanlar için sıcak su tesisatı bulunuyor.
Cami minaresi sonradan yapılmış yeni, karşısında ise Osmanlı izleri taşıyan tarihi bir çeşme yer alıyor. Çeşme yapı olarak yenilenmiş, tarihi kitabesi içine yerleştirilmiş. Her iki yapı da 1850 tarihini taşıyor.

Hava Deniz Toprak
Karaburun sahiline genel olarak bakacak olursak denize iskele gibi dik uzantılar görüyoruz. Taş malzeme kullanılarak yapılan dikkat çekici uzantıların asıl amacı, dalgaların gücüyle taşınarak limanın ağzında birikecek kumları frenlemek. Damarlar halinde belirli aralıklarla uzanan mendirekler sığ kısımlarda kumu sabitlerken, denize giren tatilciler tarafından da güneşlenme, balık tutma amaçlı kullanılıyorlar.

Köyün yüksek kısımlarına rüzgâr marifetiyle taşınmış olan kumlar üzerinde ihale usulü, kozalakları fıstık olarak değerlendirilen, fıstık çamlarından oluşan kum çamı ormanı bulunuyor. Kumlu ortama uyum sağlayan kum çamları 30 yılda oluşmuş, zemini de sabitlenmesini sağlamış. İçinde yürüyüş ve koşu için 7 km lik çam kokulu bir parkur barındırıyor. Pansiyon ve kamp alanlarında kalanlar sabah yürüyüşü yapıyorlar, bisiklete biniyorlar. Güzergâhın bir bölümünde sazlıklarla çevrili, su kuşların görüldüğü göl kıyısında ilerliyor, köyü dışardan dolaşıp, asfalt yola bağlanıyor, yeniden Karaburun'a giriyorsunuz. Kum Çamı ormanının deniz tarafında ise Aygır Limanı olarak adlandırılan sahil kesimi var. Tesis bulunmayan kumsal, karaya oturan gemi mürettebatını kurtarma amaçlı çelik ip atılan rokethane, yamaç paraşütü yapılan kalkış platformu olarak kullanılan tepeler barındırıyor.

Rüzgârı karşılarına alan yamaç paraşütü meraklıları bu hava koridorunda kalkış yapıyorlar. Aynı hava koridoru, Hadımköy, Avcılar, Ambarlı mevkiine Karadeniz havası sirkülâsyonu sağlıyor, temiz deniz havası taşıyor. Kartalların hücumuna uğrayıp telef olmamak için deniz üzerinde klimatik hava yardımıyla kümeler halinde yol alan onbinlerce leyleğin göçü de bu hava koridoru üzerinde gerçekleşiyor. Mart ayının son haftasında Karaburun sahilinde yol yorgunu leyleklerin, alçak seviyeden yaptıkları geçişlerine tanık olabiliyorsunuz.
Rüzgârın düzenli estiği bu sahillere, yol üzerinde gelirken rastlanan Taya Kadın piknik alanı altında olduğu gibi rüzgâr fırıldakları dikilse elektrik de elde edilebilir.

Yazın Karaburun'da yoğun hareketlilik yaşanıyor.
Haziran, Temmuz, Ağustos aylarında deniz mevsimi yaşayan köye denize girme amaçlı gelecekseniz, öncelikle Karadeniz'in dalgaları, zemini, havası farklılık taşıdığı için, çok iyi yüzücü de olsanız kıyılardan fazla açılmamayı gerektiriyor. 2008 Haziran ayı itibariyle kumsal boyunca 11 adet can kurtaran kulesi dikilmiş.
Ayrıca bilhassa Habibler, Mahmutbey, Hadımköy'de oturanların deniz ihtiyacı için bu sahillere gelmeleriyle büyük yoğunluk yaşanan hafta sonlarında, olası boğulmalar, bayılmalar için ambulans bekliyor, bölgede araçlı jandarma devriye görevi yapıyor.

Denize giriş için üç bölge bulunuyor. Karaburun merkez sahili üç kilometre uzunlukta, vücuda yapışmayan, iri taneli kuma sahip.
Deniz, aracı yolun kenarına park edip 20 adımda denize girilebilecek kadar yakın. İkinci kumsal "Arka Deniz" olarak anılıyor, fenerin arkasında yer alıp, bir kilometre boyunca uzanıyor. III. Plaj "Gölağzı Mevkii" Terkos Gölü baraj altı yakınında bulunan kumsal iki kilometre.
Yöre halkının tabiriyle yüzülecek deniz olarak anılıyor. Araçla gidilmeyen sahile Orman Bölge Müdürlüğü kapısından izinle, yaya olarak girilebiliyor. Doğal kıyı bandında hiçbir tesis yok, merkezden tekne tutup deniz yoluyla ulaşmak için 45 dakikalık bir yolculuk yaparken, kiraladığınız tekneye 50 TL ödemeniz gerekiyor. Tekne sizi bırakıyor, istediğiniz saate gelip alıyor.
(Tekne kiralamak için Ömer Gürel gsm: 0535 448 45 64 ile kontak kurulabilir).
Arkası çam ormanı kaplı kumsalda su bile yok. Ateş yakmadan, soğuk kumanyalı piknik yapacaksanız, yemek ve içecekleri eksiksiz beraberinizde getirmeniz gerekiyor.

Karaburun merkezi hafta sonu yoğun şekilde ziyaretci ağarlıyor.
Her yer renkahenk, canlı, hareketli.
Kumsal, bir yana dalgakırandan ve kumların yürümesini önlemek için denize yapılmış taş uzantılardan denize girenler, jet skiye, bota, motora binenler, kıyıda bulunan lunaparkın gondolunda sallananlar, top oynayanlar, kamp yapanlar, bisiklete, motosikletle dolaşanlar, plaj malzemesi satanların oluşturdukları malzeme sergileri, büfeler çok renkli bir görüntü yaratırken, trafik tıkanıyor, yeni gelenler araç park edecek yer bulmakta güçlük çekiyorlar.
Denizden uzak tatil yapmak isteyenlerin tercihi ise Taya Kadın piknik alanı oluyor. yolun her iki yanında yer alan orman içinde günü geçirenler büyük kalabalıklar oluşturuyorlar, halaylar çekip, düğün eğlenceleri düzenliyorlar.

Fotoğrafa meraklı olanlar için 8–10 km kıyı boyunda ilerleyince Yeniköy mevkiine geliniyor. Sahil yolunun buradan sonrası kömür havzası olduğu için geçit vermiyor. Yeniköy tepelerine çıkanlar, sahil panoramasını seyrederken arazide yapılan kazılarda kum ve toprak tabakanın alınması sonucu kömür tabakaya ulaşıldığını görüyor, havada hafif bir kömür kokusu hissediyorlar. Yasaklı sahaya girmeden tepelerdeki zeminde traverten benzeri yer çatlakları, yüzey şekilleri, erozyon tabakası farklı ışık efektlerinde çeşitli fotoğraf kompozisyonlar oluşturabilirler.

Durusu Park Yaban Hayatı Müzesi
Karaburun'a kadar gelmişken Durusu Park sahası içinde bulunan Yaban Hayatı Müzesini de gezebilirsiniz. Görkemli bir kulenin giriş katında bulunan ve ücretsiz gezilen av müzesinde dünyanın çeşitli yerlerinde avlanmış, içleri doldurulup, ilaçlanmış 200 e yakın hayvan türü sergileniyor. Görevlinin devreye soktuğu kaset eşliğinde müzeyi gezerken hem bilgi sahibi oluyor, hem de hayvanların doğal ortamlarında kaydedilmiş seslerini duyuyorsunuz.
Ne var ki loş ışıklı müzede flaşlı ve flaşsız fotoğraf çekimine izin verilmiyor. 1997 yılında bugünkü yerine taşınan müzede Ali Üstay'ın altı kıta 30 ülkeden 25 yıllık birikimini oluşturan türler elde edilmiş. Müze girişinin sağ tarafında Kuzey Amerika, sol tarafta Güney Amerika hayvanları, sergilenirken diğer reyonlarda kompozisyonlu olarak Asya, Kutup, Türkiye avları sıralanıyor. Galeri koridorlarında ilerleyenler Avrupa, Güney Pasifik, trofeleri ile Afrika kıtası hayvanlarının trofelerini görebiliyorlar. Durusu Park alanında birbirinden güzel bahçeli çiftlik evleri, turistik otel, at binme sahası ve otelin diğer hizmet üniteler bulunuyor.
Durusu Park – Kule Tel no: 0(212) 767 90 00


Karaburun'da Balıkçılık
Özellikle Karadeniz'in tuz oranının diğer denizlere göre düşük olması balıkların lezzetli olmasını sağlıyor. Göç balıkların yumurta bırakmaya gelmesi, balık çeşitliliğinin artmasına, bolluğa mevsimsel akım balığına neden oluyor. Balığın beslendiği deniz meralarının kumluk zeminlerinde başta kalkan, tekir, barbunya, mezgit olmak üzere yerli balık türleri yuvalanıyor.
Denizden bazen sürpriz olarak değerlendirilebilecek tatlı su balıkları da çıkıyor!
Sırası gelmişken kısaca bahsedeyim Terkos Gölü, fazla beslenince su seviyesi deniz seviyesinin üstüne çıkıyor, emniyet tedbiri olarak baraj kapakları açılıyor. Bu sırada deniz suyuna alışık göl balıklarından tatlı suya özgü çeşitler, Karaburun sahillerinde atılı bulunan balık ağlarına yakalanıyorlar. Ağları çeken balıkçılar mezgit, çipura, palamut, lüferlerin arasında somon, kefal, turna, çapak, levrek türleriyle de karşılaşıyorlar. Bu arada yaşanan kuraklık nedeniyle gölde iki yıldır su seviyesi yükselemiyor, su seviyesi tehdit oluşturmadığı için de baraj kapakları açılmıyor.

Balıkçılar ve balık üzeri çalışan restoran ve denizde ağları olan lokanta sahipleri hava durumu ile işleri gereği pek bir ilgililer. Cep telefonlarına sürekli gelen mesajlarla hareket ediyor, irtibat halinde oldukları merkezlerden bir sonraki gün için ön bilgiler alıyor, denizde avlanmakta olan teknelerle tutulan balıklar hakkında iletişim içinde oluyorlar.
Merak bu ya ben de bu yoğun iletişim nedenini sordum.
Hafta sonu olunca İstanbul'dan balık yemeye gelenler Cuma akşamı restoranları dolduruyor, kimisi hafta sonu kalıp balık kürüne giriyor, Karadeniz'in hırçın dalgalarına bakarak iyot kokulu havasında alkolden fazla etkilenmeden ve araç kullanma mecburiyetinde olmayacakları için istedikleri kadar içebiliyorlar. Müşterilere taze balık sunabilmek için denizden dönen teknelerin yolları Perşembe akşamından itibaren gözleniyor. Balıkçılar bilhassa kalkan balık ağlarının dibi kurşunlu, üst kısmı mantarlı olup denizin 20–25 kulaç derinliğine pencereye perde asar gibi seriyorlar. Kumluk zemine yakın dolaşan kalkanlar bu ağa takılıyor. Dayanaklı bir balık olan kalkan, ağda 15 gün de takılı kalsa ölmüyor. Balıkçılar da uygun hava koşullarında gidip ağları topluyorlar, limandaki balık mağazalarına getiriyorlar. Dalgakıran da bulunan balık mağazalarından isteyenler de balık alabiliyor.

Balık takvimine göre Mart – Mayıs ayları kalkan mevsimi. Nisan ayında deniz suyu ısınmaya başlayınca balık hareketleniyor, bolluk başlıyor. Mayıs ayında lüfer gelmeye başlıyor az bulunsa da kıymetli oluyor, Ağustos ayında Palamut akını görülüyor. Balık avlama yasağı dönemi Eylül ayına dek sürdüğü için, küçük çaplı kıyı balıkçılığı yapanların tuttukları balıklar sofraları süslüyor.

Tarihçesi
Köy sakinleri Karaburun un tarihi 1860 öncesi yıllara dayandığını anlatıyorlar.
Fransızların deniz fenerini inşa ettikten sonra İngilizler de 1870 yılında tahlisiye (Uluslararası Can Kurtarma Teşkilatı)'yi kurmuşlar.
Fener teşkilatının kurulmasıyla teşkilata ilgili memurlar alınmaya başlamış. Köye ilk olarak Karadeniz'den gelip yerleşen hızarcılar, önceleri balıkçılık, ormancılık, çiftçilikle uğraşırken tahlisiye'nin memur almasıyla birlikte tercihlerini bu yönde kullanmaya başlamışlar.
Günümüzde bile köyde birçok kişi kuşaktan kuşağa tahlisiye de çalışma geleneğine devam ediyor.
Köyün ilk camisi 1850 yılında yapılmış. O tarihlerde kalede görevli askerlere ekmek pişirilen fırının un deposu olan yapısı, kalede binbaşı olan Hüseyin Bey tarafından cami haline getirilmiş. Hacca giden Hüseyin Binbaşı, Peygamber Efendimizin sakalını getirmiş ve o tarihe kadar saklamış, cami yapım aşamasında iken sakal-ı şerifi camiye hediye etmiş.
Şimdilerde bu emanet ilk gün ki gibi muhafaza ediliyor.
Karaburun da bulunan fenere yakın Rumeli, Anadolu ve daha sonra Şile Feneri sıralanıyor. Bu fenerlerin her biri farklı saniyelerde yanıp sönüyor. Karaburun da bulunan fenerin çakış hızı her 5 saniyede bir gerçekleşiyor. Bu çakışların sebebi de teknolojinin gelişmediği zamanlarda, seyir halindeki gemiler, gidecekleri limanları bu fenerlerin çakışlarına göre buldukları belirtiliyor.
Liman varken yeniden liman yapmak isteyen deniz işletmeleri, Karaburun burnunu taş almak için dinamitlerle havaya uçurmuş, hatta birçok kişinin evi de, dinamitleme sırasında hasar görmüş. İhalesi 1962 de yapılan limanın ilk temeli 1965 de atılmış, 1978 yılında biraz zaman ve biraz da kısıtlı maddi olanaklar nedeniyle küçültülmüş olarak tamamlanmış.
Limanın tam karşısında bulunan ve günümüzde kamp olarak kullanılan arazi, çok eskilerde gemilerin amforalarda sakladıkları yağ deposu olarak işlev görmüş. Liman yapılırken, bu yer işçilere barınak olarak verilmiş ve liman bitene kadar bu amaçla kullanılmış, daha sonra 1984 yıllarına doğru kamp haline gelmiş.

Bu Sayfayı Paylaş :
Gönderen
quelquun
Tarihi ve Saati
06.10.2008 21:17
Okunma
86632
Değerlendirme
Sen de Oy Ver
27 kişi
Favorilere Ekle Mesaj Gönder Arkadaşıma Gönder Sayfayı Yazdır

kteber | 07.08.2010 23:37:00
Farklı
Senenin büyük bir bölümünde burada anlatılan güzel izlenimlerin çok dışında şeyler görebilirsiniz. Nerden başlasam... Birincisi balıkçı köyünde Kore'den gelen balık satılmaz. Ordu'dan gelen dondurulmuş levrek hiç satılmaz. Oradaki yerli balıkçıların taze balıklarını oturduğunuz restoranda yiyemedikten sonra oranın bir anlamı yok. Plajı deseniz. Kimse üstüne alınmasın ve kusura bakmasın Mine Kırıkkanat gibi de oradakileri farklı seviyede görmek istemiyorum ama bizim insanımızın biraz bu konularda sosyal tecrübesi ve görgüsü yeterli değil. Çevre, doğa bilinci olan, vatandaşlık yükümlülüklerini yerine getiren sağlam bireylerdenseniz burası size göre değil. İstanbul'un kahvehanelerinde, ganyan bayilerinde mesai harcayan tiplerin 3-4 arabaya doluşup gelip mangal yapıp, içip her türlü kültür seviyelerini kustuğu bir yer burası. İsim vermiyorum ama buradaki 2 saatlik tecrübemde orasını çok iyi bilen orada yaşayan orada gönül vermiş bir zatı muhterem bana "Gelmeyin buraya, siz o yazılanlardan burayı cennet sanıyorsunuz ama burası filim gibi" dedi. Şubat-Nisan arası gelinirse iyi olacağını söyledi. Elinde telefonu jandarmayı arayıp aramamak arasında tereddüt ediyordu. Nasıl bir yer olduğunu umarım anlamışsınızdır.
Bu yorumu faydalı buluyor musun? | Evet | Hayır
Evet : 0 Hayır : 0

 
 
En Çok Okunanlar
Editörün Seçtikleri