,
Buradasınız  :  Anasayfa > Kategoriler > Doğal Güzellikler > Mağaralar > Türkiye > 
Doğal Güzellikler
MAĞARALARIN OLUŞUMU VE GİZEMİ
Mağara Bilimi ve Mağaracılık
Mağara bilimi (speleology), mağaraların ve diğer karstik oluşumların fiziksel özelliklerini, barındırdıkları yaşam formlarını, oluşum süreçlerini (speleogenesis) ve zamanla geçirdikleri değişimlerini (spelemorphology) inceleyen bir bilim dalıdır. Kimya, biyoloji, jeoloji, arkeoloji ve haritacılık gibi bir çok disiplin, mağaraları olabildiğince kapsamlı olarak araştırıp belgeleyebilmek için mağaraları inceleyen bilim insanları tarafından sıklıkla kullanılırlar. Mağaracılık ise mağaraları keşfetmeyi hedefleyen bir doğa sporudur. Farklı ülkelerde spelunking yada potholing olarak da bilinir.

Mağaraların Türleri ve Oluşum Süreçleri
Mağaralar jeolojik süreçler sonucunda oluşurlar. Bu süreçler, kimyasal olaylar, su aşındırması, tektonik etkiler ve atmosferik olayların birleşimi şeklinde olabilir. Çoğu mağara kireçtaşının çözünmesi sonucunda oluşur. En temel olarak mağaraları oluşumlarına göre ikiye ayırabiliriz; birincil mağaralar ve ikincil mağaralar.

Birincil Mağaralar
Bazı mağaralar etraflarındaki kayalarla beraber aynı zamanda oluşurlar. Bunlara birincil mağaralar denir. En temel birincil mağara türü lav mağaralarıdır. Lav mağaraları volkanik hareketler sonucunda oluşurlar. Volkanik aktivitelerle yeryüzene çıkan lavlar, tepelerden aşağı doğru akarken yüzeyleri soğur ve katılaşır. Bundan sonra lav, bu soğumuş kabuğun altından püskürme sona erene kadar akmaya devam eder. Eğer kabuğun altındaki lav tamamen dışarı çıkabilirse, geride boş bir tünel kalır ve işte bu tünellere lav mağaraları denir. Hawaii, Hilo yakınlarındaki Kazumura mağarası 65,9 km uzunluğunda olup dünyanın en derin ve en uzun lav mağarasıdır ve aynı zamanda Amerika'daki sekizinci en uzun mağaradır.

İkincil Mağaralar
İkincil mağaralar ise kayanın kimyasal olarak çözünmesi ya da erozyona uğraması gibi süreçler sonucunda oluşurlar.
Deniz Mağaraları: Bu tür mağaralar, deniz kıyısındaki yarların dalga darbeleriyle aşınması sonucunda oluşurlar. Bu aşınmalar çoğu zaman fay kırıklarında ya da farklı tabakaların temas ettiği noktalarda olurlar. Bazı deniz mağaları, yeryüzü kabuğunun yükselmesi sonucunda deniz seviyesinin üzerinde kalmışlardır. Deniz mağaraları genelde 5 ile 50 metre uzunluğunda olurlar, ama aralarında 300 metreyi geçenleri de bulunmaktadır.

Buzul Mağaraları: Buzulların altında gerçekleşen erime sonucunda oluşurlar. Aynı zamanda bu mağaralar buzun tekrar mağarayı kapama eğilimi göstererek yavaşça kaymasının etkisiyle de oluşurlar (aslında bunlar, içinde bütün yıl boyunca buz oluşumlar bulunduran mağaralar için kullanılsa da bazen buz mağarası şeklinde landırılırlar. )

Çatlak Mağaraları: Jips gibi suda daha fazla çözülebilen minerallerden oluşan tabakaların, daha az çözülebilen kayaçların arasında erimesiyle oluşurlar. Bu kayaçlar kırılır, çatlar ve bloklar halinde yıkılır, geriye kalan boşluklara da çatlak mağaraları adı verilir.

Çözünme Mağarları: Çözünme mağaraları, kayanın çözünmeye elverişli olduğu heryerde oluşabilirler. Ancak özellike kireçtaşının yoğunlukta olduğu arazlerde bolca bulunurlar. Bunun yanında dolomit, mermer, granit, tuz, kumtaşı, mercan gibi fosilleşmiş kayaçların içinde de oluşabilirler. Mağara oluşumunun en genel/yaygın süreci yağmur suyuyla kayaların erimesiyle olan karstificationdır.

Talus Mağaraları: Genelde yarların ya da uçurumların tabanlarında, yığın halinde düşmüş olan kayaların arasında oluşan açıklıklara denir.

En geniş çözünüm mağaraları yaygın olarak kalker (kireç taşı) blokları içinde yer alır. Kalker asidik özellik kazanan yağmur suyu içinde çözünebilir. Yağmur suyu (H2O) Karbondioksit (CO2) ile birleşerek kalkeri çözebilen bir asit olan karbonik asidi (H2CO3) oluşturur. Bu çözünme işlemi karstik bölgelerde düdenlerin, su batanların ve yeraltı nehirlerinin oluşmasına olanak sağlar. Ülkemizin en derin mağarası da bir düdendir (EGMA). Çözünüm mağaraları yavaş bir çökelme ile oluşan kalsiyum karbonat oluşumlarıyla doludur. Bunlardan en çok bilinenleri sarkıt ve dikitlerdir. Mağaralardaki bu ikincil mineral birikintileri mağara oluşumları başlığı altında toplanabilirler. Türkiye'de oluşum yönünden zengin ve büyüleyici bir çok mağara vardır, bunlardan Burdur'daki İnsuyu Mağarası ve Bursa'daki Ayvaini Mağarası ilk akla gelen örneklerdir.

Kireçtaşı
Kireçtaşı, çoğunluğu mineral kalsitten (kalsiyum karbonat: CaCO3) oluşan tortulu bir kayadır. Kireçtaşı, kayada parçalar, tabakalar veya yayılmış biçimde bulunan kil, alüvyon ve kum gibi genellikle değişik miktarlarda kuvars veya çakmaktaşı formunda silis de içerir. Kireçtaşındaki kalsitin birincil kaynağı deniz canlılarıdır. Bu canlılar su kolonunun dışına kabuk yerleştirirler ve bunlar deniz tabanında çamur olarak birikirler veya mercan kayalıklarında kümeleşirler. İkinci kalsit kaynağı aşırı doymuş meteorik sulardır (mağaralarda çökelmeyi sağlayan yeraltı suları). Bu, sarkıt ve dikit gibi mağara oluşumlarına neden olur. Kalsitin bir diğer formu da tanecikli yapısı olan oolites'tir (oolitic kireçtaşı). Kireçtaşı tüm tortulu kayalar içinde %10'luk bir bölümü oluşturur. Saf kireçtaşı neredeyse beyazdır. Kil, kum, organik atıklar, demir oksit ve diğer materyaller yüzünden kirlenmiş olduğundan kireçtaşı özellikle hava etkisiyle aşınmış yüzeylerde değişik renklerde görülebilir. Kireçtaşı oluşum şekline göre kristal, klastik, tanecikli veya tek parça halinde olabilir. Kuvars, dolomit veya barit gibi kalsit kristalleri kayada küçük kovuklarda bulunabilir. Kireçtaşını daha kesin sınıflandırmak için Folk (kayadaki karbonat taneciklerinin doğasıyla ilgili) ve Dunham (kayanın içeriğiyle ilgili) ifadeleri kullanılır. Traverten, kireçtaşının katmanlı ve sıkı bir çeşididir ve özellikle şelale ve etrafta sıcak veya soğuk kaynakların olduğu akıntılarda oluşurlar. Kalsiyum karbonat, suyun buharlaşarak kalsitin kimyasal olarak aşırı bulunduğu bir çözelti bıraktığı yerlerde birikir. Tüf, travertenin gözenekli veya hücreli bir çeşididir ve şelalelerin yakınlarında bulunur. Coquina, mercan veya kabuk parçalarının zayıfça birleştiği kireçtaşıdır. Dağların oluşum sürecinde oluşan bölgesel değişimler sırasında kireçtaşı mermer olarak kristallenir. Kireçtaşı en verimli toprak türü olan mollisol için temel bir malzemedir.

Mağara İçi Oluşumlar
Mağaraların oluşumunu sağlayan süreç tersi yönde gerçekleştiğinde yani kalsiyum karbonat sudan ayrılarak çökelmeye başladığnda mağara içinde farklı oluşumlar meydana gelir. Mağaralarda en sık rastlanan oluşumar:
Sarkıt: Mağara tavanından damlayan suyun içindeki kalsiyum karbonatın bir kısmı sudan ayrılarak tortu oluşturur. Bu tortunun birikmesiyle sarkıtlar oluşur. Bunlar içi boşluklu yapıya sahiptirler.
Dikit: Yukardan samlayan suyun yerde tortu oluşturmasıyla meydana gelirler.
Sütun: Sarkıt ve dikitlerin birleşmesiyle oluşurlar.
Perde: Bir çatlaktan doğru boyunca sızan suların tortu oluşturarak meydana getirdiği oluşumlardır.
Akmataşı: Su akışının geniş bir yüzeye yayılarak ince tabakalar halinde kalsiyum karbonat biriktirdiği oluşumlardır.

Mağaraların Dağılımları ve Rekorlar
Mağaralar dünyanın her tarafında bulunurlar, fakat bunların sadece bir kısmı mağaracılar tarafından keşfedilip araştırılmış ve belgelenmiştir. Belgelenmiş mağara sistemlerinin dağılımı, mağaracılığın uzun yıllardır yaygın olarak yapıldığı ülkerlerde yoğunlaşmıştır (örn: ABD, Fransa, İtalya, Avustralya, İngiltere vs.). Bu yüzden, araştırılmış mağaralar Avrupa, Asya, Kuzey Amerika ya da Avustralya'da yaygın olarak bulunurken, Güney Amerika, Afrika ve Antartika'da daha dağınık/seyrek olarak bulunurlar. Bu çok büyük bir genellemedir, örneğin Kuzey Amerika'da ve Asya'da geniş boş alanlarda hiç belgelenmiş mağara bulunmazken, Madagaskar'ın geçici kuru ormanları ya da Brezilya'nı bazı kısımları gibi yerlerde birçok belgelenmiş mağara bulmak mümkündür. Dünyanın çözünebilir anakayaçlarının araştırması da mağaracılar tarafından yapıldığı için, belgelenmiş mağaraların dağılımı değişebilir. Örneğin Çin'de dünyanın meydana çıkarılmış kireçtaşının neredeyse yarısı bulunmasına rağmen (yani 1,000,000 km²'den fazla bir alan) nispeten az sayıda belgelenmiş mağara vardır. Ülkemizde de buna benzer bir durum söz konusudur. Türkiye'de şu ana kadar belgelenmiş olan mağara sayısı yaklaşık olarak 2500 iken, tahmin edilen sayı 40000 ile 400000 arasında değişmektedir. ABD, Kentucky'de bulunan Mammoth Mağarası toplam 579 km uzunluğu ile şu ana kadar keşfedilmiş en uzun yeraltı sistemimidir. Bu rekorun yakın gelecekte geçilmesi pek de beklenmemektedir, çünkü ondan sonra gelen en uzun mağara sistemi yine ABD'de 218 km ile Jewel Mağarası'dır. Ülkemizdeki en uzun geçiş uzunluğuna sahip mağara ise yaklaşık 15km ile Pınargözü mağarasıdır. 2007 yılı itibarı ile, bilinen en derin mağara (en yüksek noktadaki girişinden, en düşük noktası arasındaki ölçüme göre) 2,170 metre derinliğindeki Voronya/Krubera (Abazya,Gürcistan) mağarasıdır. Bu mağara 2 km den daha derine inilmiş ilk mağaradır (1 km nin altına inilmiş ilk mağara ise Fransa'da bulunan ünlü Gouffre Berger mağarasıdır). Fransa'daki Guffre Mirolda-Lucien Bouchlier Mağarası (-1733 m) ve Avusturya'daki Lamprechtsofen Vogelschacht Weg Schacht Mağarası (-1632 m) keşfedilen en derin ikinci ve üçüncü mağaralardır. Bu veriler her geçtiğimiz yıl, defalarca değişmektedir. Ülkemizdeki en derin mağara ise -1429m ile EGMA düdenidir. Bu derinliğe ise 2004 yılında BÜMAK ulaşmıştır. İinci ve üçüncü mağaralar ise -1400m ve -1190m ile Kuzgun ve Çukurpınar mağaralarıdır. Bir mağara içinde bulunan en derin tek iniş Slovenya'daki Vroglavica Mağarası'ndaki 603 metrelik iniştir. Bunu Hırvatistan'daki Velebit Dağın'da bulunan Pakov Gust (553 m) izler. Keşfedilmiş en geniş mağara ise Gunung Mulu Milli Park'ında (Srowa,Borneo,Malezya) bulunan, 400 m-600 m lik bir alana yayışmış, 80 m yüksekliğe sahip büyük eğimli kayaların oluşruduğu bir galeri olan Sarawak Chamber'dır. Yeni mağaralar keşfedildikçe, mağara boyutları ile ilgili bu verilerin sıklıkla güncellenmesi gerekmektedir.

Mağara Canlıları
Mağarada yaşıyan canlılar genelde troglobitler (mağarayla sınırlı türler) olarak sınıflandırırlar, troglophiles (hayatlarının tümünü mağarada geçirebilen ve aynı zamanda başka ortamlarda da hayatlarını sürdürebilen türler), trogloxenler (mağaraları kullanan fakat bütün yaşam döngüsünü mağara ortamında tamamlamayan türler) ve accidental lar ( sayılan kategorilerin hiçbirisine girmeyen hayvanlar). Bazı bilim insanları suda yaşayan türler için farklı terminoloji kullanırlar (örn: stygobites, stygobites ve stygoxenes). Bu canlıların arasında, troglobitler muhtemelen en olağandışı olanlarıdır. Troglobitik türler genelde bazı özellikler gösterirler, troglomorphies olarak adlandırılırlar, yeraltındaki hayata olan adaptasyonlarıyle ilişkilendirilirler. Bu özellikler pigment kaybına (çoğu zaman soluk yada beyaz renklilikle sonuçlanabilir), gözlerde kayba (yada en azından optik açıdan işlevselliğin en az seviyeye düşmesi), uzuvlarda uzama, ve bazı duyuların gelişmesi/artmasına (suyun içindeki titreşimleri hissedebilme özelliği gibi) neden olur. Suda yaşayan troglobites (yada stygobites), nesli tükenmekte olan Alabama mağara karidesi gibi, mağaranın içinde bulunan su birikintilerinin içinde yaşarlar ve besinlerini mağaralarının içine sürüklenen çökeltiden ve yarasaların yada diğer mağara canlılarının dışkılarından alırlar. Diğer suda yaşayan troglobitlere mağara balığı ve Olm da eklenebilir. Oligaphorura (önceden Archaphorura) schoetti gibi mağara böcekleri troglofildir, 1.7 mm uzunluğa ulaşabilirler. Geniş bi dağılımları vardır ve araştırmaları oldukça geniş çapta yapılmıştır. Alınan örnekler genelde dişidir fakat erkek bir örnek 1969'da St. Cuthberts Swallet'da alınmıştır. Gri yarasa ve Meksika serbest-kuyruklu yarasası gibi yarasalar genellikle mağarada bulunmalarına rağmen tüm yaşamlarını mağarada geçirmezler beslenmek için dışarı çıkarlar. Mağara cırcır böceklerinin bazı türleri de bu şekilde gündüzleri mağaradayken geceleri dışarıda beslenirler.
Mağara ekosisteminin hassas doğası ve bölgelerinin birbirinden ayrı olmaları nedeniyle mağaralar, soyu tehlikede olan farklı örümcek ve yarasa türleri için sığınak olurlar. Mağaralar, dışarıda yaşayan diğer hayvanlar tarafından ziyaret edilirler bunlara insanlar da dahildir. Bunlar genellikle ışık ve yiyecek yokluğu nedeniyle kısa süreli işgalciler olurlar. Güneydoğu Asya'daki bazı tropik mağaralar hayvan çeşitliliği bakımından zengindir hatta bazılarında bitkiler bulunur.

Mağaraların Arkeolojik ve Sosyal Önemi
Tarih boyunca insanlar mağaraları korunak, mezarlık, ya da dini tören yerleri olarak kullanmışlardır. Dış doğa koşullarından en az oranda etkilenmesinden ötürü mağaralar, tarih öncesi çağlardan günümüze kadar bu insanlar hakkında bilgi edinebilmek için bir hazine niteliğindedir. Mağara resimleri özel bir ilgi alanıdır. İçinde 40,000 yıl öncesinden kalan yaşam kanıtı bulunan Great Cave of Niah buna bir örnektir. Almanya'da Hönne'de bazı uzmanlar yamyamlığa dair izler bulmuşlardır. Mağaralar aynı zamanda jeolojik araştırma yapmak için de önemlidirler çünkü speleothemlerdeki geçmiş iklim koşulları ve tortu/çökelti tabakalarıyla ilgili detaylı bilgi verirler. Bugün ise mağaralar sıklıkla spor için kullanılıyor. Mağaracılık, örneğin mağara keşfi ve araştırmasının popüler bir sporudur. Daha az maceracı olanlar içinse, dünyanın birçok yerinde birçok sayıda daha güzel ve daha kolay ulaşılabilir, içinde yapay ışıklandırmaların, beton tabanların bulunduğu ve giren herhangi bir insanın en az zahmetle ulaşabileceği mağaralar turizme açılmıştır. Mağaralar aynı zamanda yıllanmış şarap ve peynirlerin korunması içinde kullanılmışlardır. Çoğu mağaranın sahip olduğu sabit, hafif serin bir sıcaklık ve yüksek nem gibi özellikler, bu ortamları böyle kullanımlar için ideal kılmıştır.
Kaynak: Bümak

Vahit GÜLAY
Gezginci Laz

Bu Sayfayı Paylaş :
Gönderen
Gezginci Laz
Tarihi ve Saati
12.06.2008 15:57
Okunma
29847
Değerlendirme
Sen de Oy Ver
13 kişi
Favorilere Ekle Mesaj Gönder Arkadaşıma Gönder Sayfayı Yazdır

İlk Yorumu Sen Yaz

 
 
En Çok Okunanlar
Editörün Seçtikleri