,
Buradasınız  :  Anasayfa > Kategoriler > Doğal Güzellikler > Genel Bilgiler > Türkiye > ELAZIĞ > 
Doğal Güzellikler
ELAZIĞ'IN DOĞAL GÜZELLİKLERİ
Buzluk Mağarası
Elazığ’a 11 km. uzaklıkta bulunan Buzluk Mağarası, yaz aylarında da içerisinde sütunlar halinde buzlar bulunduğundan ötürü Buzluk Mağarası ismi ile tanınmıştır. Bu mağaranın Harput tarihi ile eşdeğer olduğu ve Urartular döneminde de bilindiği kaynaklardan öğrenilmektedir.

Buzluk Mağarası jeomorfolojik yapısından dolayı burada klimatolojik koşullar ile hava sirkülasyonundan ötürü yaz ayları içinde de doğal olarak sarkıt ve dikitler, bazı bölümlerde de buz tabakaları oluşmaktadır. Kış aylarında ise bunun tam tersine mağara içerisinde sıcak hava akımı meydana gelmektedir.

Buzluk Mağarası Türkiye’deki mağaralar arasında önemli yeri olan bir mağaradır. 1990 yılında mağara içerisine merdiven yapılmış ve aydınlatılması yapılmıştır. Elazığ’ın turistik bir yöresidir.

HAMAMLAR

Cemşid Hamamı (Merkez)

Elazığ Sara Hatun Camisi yanında bulunan Cemşid Hamamını Yavuz Sultan Selim’in sipahi beylerinden Cemşid Bey yaptırmıştır.
XVI.yüzyılın ilk yarısına tarihlendirilen hamam Klasik Osmanlı hamam mimarisi plan düzenindedir. Hamamın iki ayrı girişi bulunmaktadır. Soyunmalık, ılıklık ve halvet bölümlerinden oluşan hamamın bölümlerinin üzeri pandantiflerin taşıdığı kubbelerle örtülüdür.


Kale Hamamı (Merkez

Elazığ Kale Hamamı Meydanında,Ulu Cami ile Harput Kalesi arasında bulunan hamamın yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır. Mimari özelliklerinden ötürü Artuklu mimari özelliklerini gösterdiğinden ötürü Artuklu döneminde yapılmış olduğunu ortaya koymaktadır.

Günümüze oldukça harap bir durumda gelen hamam moloz taş ve tuğladan yapılmıştır. Mimari yönden planı netlik kazanamamıştır.


Hoca Hasan Hamamı (Merkez)

Elazığ Hoca Hasan Hamamının ne zaman yapıldığı kesinlik kazanamamıştır. Ancak mimari yapısından Osmanlı döneminde, XV-XVI yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır. Hamamın batıda ve doğuda olmak üzere iki ayrı kapısı vardır.

Kesme ve moloz taş ile tuğladan yapılmıştır. Ilıklık,sıcaklık ve halvet kısımlarının üzeri kubbelidir.


Dere Hamamı (Merkez)

Elazığ Hacılar Mahallesi’nde, Çatalboyu Mevkiinde bulunan hamam XIII.yüzyılda İmadeddin Ebubekir tarafından yaptırılmıştır. Artuklu önemi eserlerinden olan bu hamam harap ve yıkık durumdadır. Yalnızca tuğla kemerli girişi olan hamamın bir bölümü ayakta kalabilmiştir.


Palu Hamamı (Palu)

Elazığ, Palu ilçesinde bulunan bu hamamı kimin yaptırdığı bilinmemekle beraber kitabesinden 1270 yılında yapıldığı öğrenilmektedir.

Moloz taş ve tuğladan yapılan hamam soyunmalık, sıcaklık ve halvet bölümlerinden meydana gelmiştir. Giriş kapısının görkemli bir görünüşü olup nişlerle çerçeve içerisine alınmıştır. Hamamın ana mekanını büyük bir kubbe örtmektedir. Bunun dışında kalan alanlar küçük kubbelerle örtülmüştür.

ÇEŞMELER

Üç Lüleli Çeşme (Merkez)

Elazığ, Harput’un girişinde bulunan Üç Lüleli Çeşme 1906 yılında yaptırılmıştır. Moloz taş ve tuğladan yapılan çeşme derin bir eyvan içerisinde yer almaktadır. Yuvarlak kemerli bir bölümün içerisinde çeşmenin ayna taşı ile yalak taşı bulunmaktadır.

Günümüze iyi bir durumda olup, kullanılmaktadır.


Yusuf Ziya Paşa Çeşmesi (Keban)

Elazığ Keban ilçesinde Çarşılar Mahallesi yakınında XVIII.yüzyılda yapılmış olan Ziya paşa Külliyesi’ne ait olan bu çeşme medresenin güney duvarı ile, caminin güneybatı köşesinin birleştiği yerdedir.

Kesme taştan yapılmış küçük bir çeşmedir. Sivri kemeri içerisine ayna taşı ve yalak taşı yerleştirilmiştir.


Sarılık Çeşmesi (Mürüdü Suyu) (Merkez)

Elazığ’a 7 km. uzaklıkta ve kuzeyinde bulunan, çevresi bağlık ve bahçelik olan bir yerde kaynayan Mürüdü Suyu bir çeşmeden akmaktadır. Suyunun soğuk, kireçli ve karbonhidratlı oluşu nedeniyle birçok hastalığın yanı sıra özellikle sarılık hastalığına iyi gelmektedir.

KALELER

Harput Kalesi (Merkez)

Elazığ’ın güneydoğusunda Elazığ Ovası’na hakim kayalar üzerinde bulunan Harput Kalesinin ilk yapımı Urartu dönemine kadar inmektedir. Kale içerisindeki kayalara oyularak yapılmış odalar ve gizli geçitler Urartu döneminden kalmıştır. Tarihi belgelerden kalenin Roma, Bizans ve Arapların da eline geçtiği öğrenilmektedir.

Kalenin yapımı ile ilgili bir söylentiye göre taşların harcına daha sağlam olabilmesi için süt katılmış ve bu yüzden de bu kaleye Süt Kalesi ismi de yakıştırılmıştır.

Artukoğullarının yöreye hakim olmasından sonra Artukoğlu Belek 1115’te bu kaleyi ele geçirmiştir. Artukluları izleyen dönemlere kale birkaç kez onarılmış ve yeni eklemeler yapılmıştır. Kale üzerindeki kitabelerde ilk onarımın ve yeni ilavelerin Nizameddin İbrahim tarafından 1205’te yapıldığı öğrenilmiştir. İç ve Dış kaleden oluşan bu kalenin bir bölümü Nizameddin İbrahim döneminde saray-köşk olarak da kullanılmıştır. Bunun ardından Dulkadiroğulları, Akkoyunlular ve Osmanlılar da bu kaleyi onarmış, bu onarımları belirten kitabeyi de kale üzerine yerleştirmişlerdir. Dulkadiroğullarının yapmış olduğu onarımlar moloz taştan olduğundan ötürü diğerlerinden ayrılmaktadır. Özellikle Akkoyunlu Uzun Hasan bu kaleye önem vermiştir. Emir Ali Bey kaleyi ve burçlarını yenilercesine onarmıştır. Buradaki burçlarda görülen arslan ve boğa mücadelelerini yansıtan kabartmaların Urartulardan önceki dönemlere ait olduğu sanılmaktadır.

Kalenin girişi doğuda ve Harput’a bakan yöndedir. Bunun dışında kuzeyde Metris, batıda Dağ Kapısı ismini taşıyan iki ayrı kapısı daha bulunuyordu. Dış ve İç kale olarak iki ayrı bölümü olan kale, kesme ve kaba yontma taşlardan yapılmış, duvar işçiliğinde de oldukça ileri bir düzeye erişilmiştir. İç Kale oldukça küçük bir alanda yapılmış olmasına rağmen burada bir cami, arasta, su sarnıçları ve ambarlar da yapılmıştır. Bunların yanı sıra Munzuroğlu Konağı, Köseoğlu Konağı da burada yapılmıştır. Ancak bu konaklardan hiç birisi günümüze ulaşamamıştır.

XIX.yüzyılda bu kalenin içerisi yerleşime açılmış ve burada toprak damlı yöresel evlerde insanlar yaşamıştır.


Palu Kalesi (Palu)

Elazığ ili Eski Palu yerleşiminde Murat nehri'nin kuzeyindeki alanda kayalık bir kütle üzerinde oluşturulan kale yapısı, mevcut sur duvar izleri ölçeğinde kuzeydoğu-güneybatı doğrultusunda gelişmiş, Güney ve doğu eteklerinde Murat suyu ile kuşatılmış, yalnız Palu, Kovancılar, Karakoçan alanını değil aynı zamanda Murat Nehri'nin doğu ve batı geçtiği noktaları da denetim altında bulunduran hakim bir konuma sahiptir. Kuzey ve batıdan da sarp kayalıklarla korunmuş ve dünyada bir eşi olmayan bu doğal korunaklı tüm çevreye hakim ve görkemli konumuyla Urartular'ın yerleşim geleneğindeki tüm koşulları taşıyarak bu yönüyle başı çekmektedir. Batı yönünden yapıldığı öngörülen girişten itibaren, kuzeydoğuya doğru dikleşerek devam eden ve çeşitli kırılmalarla kayalık alanın zirvesine ulaşan sur duvarları, kesintilerle birlikte doğuya doğru devam edip, tapografik koşullarla birlikte önce güneye hemen devamında güneybatıya doğru devam eder. Sur duvarlarının en büyük kesintisini oluşturan bu bölümün devamında, sur duvarları güneydoğu köşede tekrar yakalanır. Bu noktada sert bir kırılma ile kuzeydoğuya dönen surlar, yine çeşitli kırılmalar ile birlikte, doğu eksendeki olası kapı girişine ulaşır.

Urartu sur kalıntılarının yanında ağırlıklı olarak Ortaçağ karakterli ve oldukça tahrip olmuş olan sur duvarları, kendi içinde farklı dönem izlerini yansıtsa da, detaylı araştırma ve kazılar yapılmadan dönemlendirmelerin yapılması oldukça zor görünmektedir. Ortaçağ kaynaklarında, Çubuk Bey'in fethettiği ve ilk beylik merkezini kurduğu bir kale olarak, Bizans Dönemi sonrasında Çubukoğulları ve devamında Artuklular Dönemi'nde yoğun olarak kullanılmıştır. Artukoğlu Belek Gazi'nin ilk beylik merkezini kurduğu ve düğününü yaptığı merkez olarak, kale içindeki I Nolu yapının da bu bağlamda saray ya da köşk olarak kullanılmış olması gerektiği düşünülmektedir ki, yine kale içinde mevcut olan Urartu Dönemi Menua yazıtından, kalenin Urartu Dönemi'nde de kullanıldığını bilmekteyiz. Urartu Dönemine ilişkin kiklopik tarzdaki sur duvarlarına, doğu yönde kısmen rastlanılmış olup, bu dönem kalesinin bir diğer izinin güney eksen yönünde daha aşağı kodda görülmesi, Urartu kullanımının bazı yönlerde daha faklı olarak şekillendiğini düşündürür. Özellikle kuzey yönde ve kuzeybatı alanlardaki kayalıkların dik yapısı ve sur temel yatakları, bu yönlerin aynı çerçevede kullanıldığını düşündürse de, sur duvar izlerine rastlanılmamıştır. Ancak, 1170 rakımlı zirve noktasında yer alan düzeltmeler, bu alanda bir sur duvarından çok mekan kurgusu olduğunu düşündürür. Bu durumda Menua yazıtında anılan "Haldi Tapınağı"nı, bu alanda aramak gerekebilir.

Palu Kalesi'nin içinde yer alan kimi mekanlar ve diğer buluntular, en az kale kadar ilginç ve önemlidir. Bu buluntulardan "Menua Yazıtı" ya da literatürdeki adıyla "Palu Yazıtı", kentin bilinen en eski adı olarak "Şebeteria" adını vermesi bakımından oldukça önem taşır. Her ne kadar Urartular'ın kaleyi ve bölgeyi ele geçirmesi ile birlikte Şebeteria'nın fethedildiği belirtilmekteyse de fethedilen ve Urartu'nun eyaleti olan bu kent adı, Urartu öncesi halkların verdiği isimdir.

Urartu Dönemi'nin kale içinde yer alan en ilginç yapıları arasında, kale kayalıklarının kuzeybatı yönünde yer alan ve ulaşılması oldukça zor olan kaya mezarlarıdır. Başkent Tuşpa (Van) örneklerinde olduğu gibi çok odalı olarak planlanan ve planlamadaki üç ayrı kaya mezarının bulunması, Palu ve kalesi için oldukça önemlidir. Olasılıkla eyalet yöneticileri olup, kraliyet soyundan gelenler için yapılmış bu kaya mezarları hakkında çok sayıda yayında tanıtımlar yapılmıştır. Kalenin Urartu dönemine ait Menua'ının kitabesinin yanında çok odalı üç adet kaya mezarları, iki adet su sarnıcı, üç adet kaya tüneli ki; bunlardan iki tanesi murat nehrine kadar inen inen basamaklıkaya tünelidir. Murat nehrine kadar inen kaya basamakları, kutsal alan, kaya tapım nişi ve tören alanı, kaya oyuğu, ana kayaya açılan su yatakları bulunmaktadır. Bu döneme ait eserler büyük oranda sağlam olup çevre ve iç temizliği yapılarak turizme kazandırılabilir. Ortaçağ Türk Dönemi buluntuları arasındaki dönemlere ait çok fazla buluntu yoksa da, yapılacak bilimsel kazılarda çok önemli sonuçlara ulaşılacağı kuşkusuzdur. Buna karşın, Bizans Dönemine tarihlendirilen ve yerel halk arasında "zindan" olarak tanımlanan iki adet sarnıç yapısı, dönem koşulları içinde tam donanımlı ve yeterli sayıdaki kale muhafızları ile halkın sığınması durumunda, 5.000 kişiye bir yıl süre ile yetecek su kapasitelidir. Bu iki sarnıç yapısı dışında, kalenin doğu ucunda yer alan ve saray yapısı olduğu varsayılan I Nolu Yapı ile, hemen güneyindeki sur duvarları üzerinde temelleri görülen II Nolu Yapı, Belek Gazi'nin kullandığı yazlık ve kışlık saraylar olsa da, özellikle I Nolu Yapı Bizans Dönemi eseri olarak değerlendirilmektedir.

Kalede günümüze kadar herhangi bir bilimsel kazı yapılmadığı gibi, kale ile ilgili diğer çalışmalar da çok yeterli ve detaylı değildir.

Kaynak: Süleyman Yapıcı'ya teşekkür ederiz.


Ağın (Hastek) Kalesi (Ağın)

Elazığ, Ağın ilçesinde bulunan Ağın Kalesi Arapkir Çayı’nın kuzeydoğusundaki kayalar üzerinde yapılmıştır.

Bu kalenin ne zaman yapıldığı da kesinlik kazanamamıştır. Bununla beraber bazı kaynaklarda bu kalenin Roma döneminden kaldığı belirtilmiştir.

Günümüze yalnızca kalıntıları gelebilmiştir.

MANASTIRLAR

Surp Kevork Manastırı (Keban)

Elazığ Keban ilçesinde, Ulukent Köyü’ndeki manastır iki katlı bir yapıdır. Ne zaman yapıldığı da kesinlik kazanamamıştır. Giriş kapısının yanındaki panoda Surp Kevork’un resminin bulunmasından ötürü kilisenin Surp Kevork’a adandığı anlaşılmaktadır. Ayrıca buradaki bulunan bir yazıdan da manastırın l064’de yapıldığı öğrenilmektedir.

Manastır dikdörtgen planlı bir yapı olup yanlarında müştemilat binaları bulunmaktadır. İbaret mekanın üzeri tonozla, apsid kubbesinin olduğu bölüm ise kubbe ile örtülmüştür. Ancak kubbeli bölüm yıkılmıştır. Apsid’in iki yanında hücreler bulunmaktadır. İç mekan ve özelikle apsid bölümü fresklerle bezeli olup bunların bazıları dini sahneleri kapsamakla beraber yer yer bitkisel bezemeler burada görülmektedir.

KÖPRÜLER

Karamağara Köprüsü (Ağın)

Elazığ, Ağın ilçesine 10 km.uzaklıkta olan Karamağara Köprüsü Arapkir Çayı üzerinde bulunuyordu. V-VI.yüzyıllara tarihlendirilen köprünün Bizans döneminde yapıldığı sanılmaktadır.

Köprü burada bulunan kaleden ötürü yapılmıştır. Köprü kemerinin doğu yüzünde Grekçe bir yazı ile “Tanrı bundan sonra daima girerken çıkarken sizi korusun” yazılmıştır. Ayrıca doğu yüzündeki kilit taşının iki yanına yunan haçı iki rozet yerleştirilmiştir.

Tek gözlü ve sivri kemerli olan köprünün bir ayağı kayalıklara diğer ayağı da temeller üzerine oturtulmuştu. Kesme taştan köprünün tampon duvarları moloz taş dolgulu idi. Köprünün korkuluk duvarları Keban Barajı yapımından önceki günlere de gelememişti.

Karamağara (Ağın) Köprüsü, Keban Baraj gölünün suları altında kalmıştır.Yöreye su basmadan önce de Orta Doğu teknik Üniversitesi ile Karayollarının birlikte yaptıkları bir çalışma sonucu köprünün taşları sökülerek Elazığ Müzesi’nde koruma altına alınmıştır.


Palu köprüsü (Palu)

Elazığ Palu ilçesinde bulunan bu köprünün 1305 yılında yapıldığı sanılmaktadır. Harput Valisi İsmail Hakkı Paşa yöredeki diğer köprüleri onarırken bu köprüyü de onarmıştır.

Murat Suyu üzerindeki bu köprü kesme taştan yapılmış olup 193 m. uzunluğundadır. Sekiz yuvarlak kemerlidir.

Kömürhan Köprüsü (Keban)

Elazığ-Malatya karayolunun 51.km. sinde Fırat Nehri üzerinde 1983-1986 yıllarında yapılmıştır. Köprü 287 m. boyunda, 11.50 m. genişliğindedir. Orta açıklığı 135 m., kenar açıklıkları da 76’şar m. olmak üzere üç açıklıktan meydana gelmiştir.

Köprü kutu kiriş sistemi ile yapılmış, orta ayakların her iki tarafına da segmentler yan yana getirilerek bağlanmıştır.


KAPLICA VE İÇMELER

Golan Kaplıcaları (Karakoçan)

Elazığ Karakoçan ilçesine 18 km. uzaklıktaki Yoğunağaç Köyü’nde, Peri Çayı’nın güney kıyısında bulunan Golan Kaplıcalarının suyu 400 m. derinlikten kaynamaktadır. Su 43-60 C. sıcaklığında olup, artezyen debisi 25 lt/sn' dir.

Elazığ’ın önemli bir yer altı zenginliğini oluşturan Golan Kaplıcaları 1991 yılında işletmeye açılmıştır. Kaplıcanın suyu mide, bağırsak, karaciğer, safra kesesi, cilt ve kadın hastalıkları ile romatizmaya iyi gelmektedir.

Harput Dabakhane Suyu (Merkez)

Elazığ’a 5 km. uzaklıkta Harput kalesi’nin kuzeyindeki dere içerisinde yer alan Dabakhane Suyu, bir bina içerisinde toplanmıştır. Dabakhane Suyunun sıcaklığı 50 C. Olup, berrak ve içme suyu kriterlerine uygundur. Suyun içerisinde sodyum, potasyum, karbonat, sülfat, klorür, iyodür, amonyak, nitrat ve nitrit bulunmaktadır. Dabakhane Suyun mide, bağırsak, karaciğer hastalığı ile ruhsal hastalıklara iyi geldiği söylenmektedir.

Bu suyun bulunduğu yerde ne zaman yapıldığı bilinmeyen ahşap bir bina bulunuyordu. 1988 yılında buraya eski ahşap bina örnek alınarak yeni bir bina yapılmış ve hizmete açılmıştır.


Yurtbaşı (Hoğu) Maden Suyu (Merkez)

Elazığ’a 19 km. uzaklıkta ve Yurtbaşı beldesinin yakınlarında bulunan Yurtbaşı Maden Suyunun sıcaklığı 17,5 C. olup, saniyede 1 litre akmaktadır. Bu suyun böbrek, İdrar yolları ve mide hastalıklarına iyi geldiği söylenmektedir.


Akçakiraz (Perçenç) Suları (Merkez)

Elazığ’ın 7 km. güneydoğusunda bulunan Akçakiraz (Perçenç) beldesi yakınlarında Hoşrik adıyla bilinen ve bir ağacın altından kaynayan suyun sıcaklığı 12 C.dir. Bu sudan içme ve banyo olarak yararlanılmaktadır. Yöre halkı bu sudan çamur yaparak vücutlarına sürerek bir nevi çamur banyosu yapmaktadır.

Elazığ’da bu içme ve kaplıcaların dışında Etminik Maden Suyu, Kumbariş Şoş Maden Suyu, İçme Müshil Suyu, Palu ilçesinde de Buban Hame Kaplıcası ve Çelebi Şorik Maden Suyu gibi şifalı su ve kaplıcalar bulunmaktadır.



Bu Sayfayı Paylaş :
Gönderen
morayln
Tarihi ve Saati
10.04.2008 16:01
Okunma
30274
Değerlendirme
Sen de Oy Ver
22 kişi
Favorilere Ekle Mesaj Gönder Arkadaşıma Gönder Sayfayı Yazdır

İlk Yorumu Sen Yaz

 
 
En Çok Okunanlar
Editörün Seçtikleri