,
Buradasınız  :  Anasayfa > Kategoriler > Doğal Güzellikler > Genel Bilgiler > Portekiz > Lizbon > 
Doğal Güzellikler
Lizbon, Portekiz
Muhteşem Lizbon Seyehatimiz
Merhaba
Açıkcası Lizbona bilet alırken çok heyecanlı değildim. Pek adını duyduğum gitmek istediğim bir yer değildi ama araştırmaya başladıkça daha çok sevdim, bize çok benzettim ve tek ben değilmişim coğrafi konumu ve tarihi bakımından da benzerlikler var.
1. gün
Uçaktan indikten sonra metroyla önce Marques de Pombal meydanına sonra aslında bir durak önce indiğimiz için baya zorlanayak otelimiz HF Fenix Urban gittik. Otel sabah kahvaltısı olan temiz, güzel bir otel. Fiyatıda oldukça uygundu.
Eşyalarımızı bıraktıktan sonra başlıyoruz yokuş aşağı inmeye zaten yokuşun üzerinde lüks mağazalar kafeler var. Rossio meydanına yaklaşmışken buranın yerel içkisi Ginjinhadan bir şat atmak için duruyoruz. "A Ginjinha" adındaki ufacık dükkanda Portekiz'in meşhur vişne likörü satılıyor. Bu likörü pek çok yerde bulmanız mümkün ise de asıl meşhur yer burası. Dükkanda sadece bu içecek satılıyor. Hediyelik içinde düşünebilirsiniz, ben öyle yaptım en azından. Rossio meydanında ufak bir çeşme ve bolca dükkan var İstiklal caddesinin eski zamanları gibi geldi bana. Alışveris için yerel güzel dükkanları var.
Biraz aşağıda Augusto caddesinde Elevador de Santa Justa asansörünü göreceksiniz. 1902 yılında ulaşımı kolaylaştırmak amacıyla yapılmış. Şimdi ise daha çok turistik amaçlı olarak kullanılıyor. İki bölgeyi birbirine bağlamak için yapmışlar biz binmedik genelde çok sıra vardı. Birde daha güzel yerlerden manzarayı izledik diyebilirim.
Caddeden aşağı doğru Zafer Takıya doğru yürürseniz denizi göreceksiniz ama aslında deniz değil nehir Tagus Nehri’dir. Nehrin oldukça geniş olduğunu belirtmeliyim. Nehir İspanya'da doğup, Portekiz'de Atlas Okyanusuna dökülen İber Yarımadasının en büyük nehridir. Lizbon'u İstanbul'a benzeten taraf Lizbon'un da tepelikli bir şehir olması ve nehrin boğaz görüntüsünü oluşturmasından kaynaklanmaktadır.
Rua Agusto'dan ilerleyip nehir kenarına geldiğinizde sizi tüm ihtişamıyla ve güzel manzarasıyla Praça do Comercio karşılayacaktır. Burada bulunan Ribeira Sarayı 1755'te meydana gelen büyük depremle yıkılmış ve yeniden düzenlenmiştir. Meydanda bir grup öğrenci şarkı söylüyordu biz gittiğimizde çok eğlenceliydi. Birde burada lise öğrencileri siyah pelerinle dolaşıyorlar. Hatta Harry Potterın pelerininde ilham alındığı söyleniyor.
Yine caddede balık keki gibi bir şey yedik. İçinde mozarella peyniri olan dışı balık kaplı kızartma. Ben bayıldım hatta 2 tane yedim diyebilirim ama arkadaşım beğenmedi.
Birde Amorino Gelato diye bir dondurmacı var yemeden gelme. Efsane.
2. Gün
Bugün Almada bölgesinde ki anıtları peşpeşe hepsini yürüyerek geziyoruz.
Lizbon Kaşifler Anıtı
Torre de Belem ; Unesco Kültür Mirası ve Portekiz’in 7 Harikası listelerinde yer alıyormuş.
25 Nisan Köprüsü; Köprünün adı 25 Nisan 1974 yılında gerçekleşen Karanfil Devriminden alıyor. Bu kansız ve şiddetsiz devrimin hikayesi de çok ilginç: askerler tanklarının ve silahlarının namlularına kırımızı karanfiller takarak demokrasiye geçmişler. Köprünün altından demir yolu geçiyor ve Almada ile Lizbon şehirlerini birleştiriyor.
Güzel bir yürüyüşten sora Belem kültür müzesine gidiyoruz. Minimal art, pop art seviyorsanız mutlaka bakın derim. İçeride tek tanıdığım Andy Warhol oldu ama çok değişik çalışmalar var. Müzenin adı Museu Coleçao Berardo.

Oradan çıkınca hemen karşısında ki Jeronimos Manastırını gezdik ama bence pek bir şey yok içinde. Boşuna sıraya girip bilet almayın.

Yakınında hemen belem pastanesi var. Yaptıkları özel kremalı bir turtaları var dünyaca meşhurmuş. Turtalarımızı alıp yanındaki starbucksta oturduk. Güzeldi.

Geri dönerken köprünün öteki tarafında bir heykel dikkatimizi çekti. Ben hiçbiryerde bununla ilgili bir yazı görmemiştim ya da dikkat etmemiştim. Tabi hemen buraya gitmemiz lazım dedik. Köprünün altında bir iskele var. Karşıya feribotla geçip otobüse bindik. Bence güzel bir yolculuktu.
HZ. İSA HEYKELİ, 113 metrelik bir yükseklikte yer alır. Heykelin tek başına uzunluğu 28 metredir. Kollarını Lizbon şehri merkezine doğru açmıştır ve kol genişliği 30 metre kadardır. Şehrin hangi bölgesinde olursanız olun, bu heykeli rahatlıkla görebilirsiniz. Lizbon’da diye bilinse de aslında Almada şehrinde bulunur. Bu heykel, kurtarıcı İsa heykelinden esinlenerek yaptırılmıştır. Dilerseniz şehir manzarasını izlemek için heykelin en tepe noktasına çıkabiliyorsunuz.
3. Gün
ALFAMA SEMTİ
Lizbon’da yapılması gerekenler listesinin en başında 28 numaralı sarı tramvaya binmek geliyor. Şehrin önemli yerlerinden geçen tramvay Alfama bölgesinin tepesine götürüyor. Tepeye çıktığımızda güzel bir terasa denk geldik, oradan ara sokaklara daldık, duvarlarda değişik grafiti çalışmaları ve mozaikler vardı. Bütün gün buralarda gezdik sonrada yavaş yavaş Praço de Comercioya indik.
4. Gün
SINTRA
Tatilimizde en macera dolu gündü, bugünü hiç unutmıycam. Hemen anlatmaya başlıyorum. Sintra filmlerde ki küçük bir sahil kasabası gibi yer. Çok şirin ve çok yeşil. Zaten krallar kraliçelerde yazın sıcaklardan bunalınca buraya kaçıyorlarmış.
İlk Quinta da Regaleira sarayını gezdik. Kocaman bir bahçesi olan romantik bir şato. Bahçesinde heykeller, tüneller, şelaleler, kuleler, küçük bir şapel daha neler neler.. Ben yerden kestane bile topladım eve getirdim .
Buradan sonra Pena Sarayına gitmek istedik zaten yorgunuz yürüyecek pek halimizde yok neyse saraya 2 yol yapmışlar biri ormandan geçen bir patika diğeri araç yolu. Haritadan 700 metre görünce biz bunu hayli yürürüz dedik ve yürümeye başladık. Allahım yürüyoruz yürüyoruz bakıyoruz 10 metre gitmişiz yaklaşık 1,5 saat yürümüşüzdür ve ormanda kimse yok. Ben artık ağlıycak durumdayım dermanım kalmadı adım atamıyoruz. Yolda düz patika değil yani dağlar taşlar küçük tahta köprüler filan var. Bildiğin trakking yaptık ve en sonunda bir düzlüğe çıktık. Baktık hala var daha fazla dayanamayıp yola çıktık ve bir tuktuka atlayıp geri döndük ve ne öğendik merkezden pena sarayına otobüs varmış. 5 euroya gidip gelebiliyormuşsun ama olsun ben sintrayı hiç ve gidemediğim sarayı hiç unutmıycam .
Buraya kadar gelmişken Avrupanın en batı noktasını görmeden dönmek tabi ki olmazdı. Tren istasyonun yanındaki durakta Cabo da Roca’ya giden otobüsümüze bindik ve bol virajlı orman yollarından Atlantik okyanusuna ulaştık. Biraz resim çekildik. Biz o kadar yorgunduk ki fazla durmadan hemen dönmek istedik. Burada bir anıt var. Üzerinde Türkçe kara bitiyor ve deniz başlıyor yazıyormuş.
Biz kışın gittiğimiz için Cascaise gitmedik ama yaz olsaydı mutlaka giderdik, Plajları çok güzelmiş. Ben gidemedim siz gidin.
Lizbon gezim burada bitiyor. Umarım keyif almışsınızdır.
Etiketler
lizbon, portekiz, gezi, rehber
Bu Sayfayı Paylaş :
Gönderen
phundha
Tarihi ve Saati
02.08.2017 14:41
Okunma
82
Değerlendirme
Sen de Oy Ver
Favorilere Ekle Mesaj Gönder Arkadaşıma Gönder Sayfayı Yazdır

İlk Yorumu Sen Yaz

 
 
En Çok Okunanlar
Editörün Seçtikleri