|
|
Uçan halı hayalinin gerçek olduğu mekân
Binbir Gece Masalları'nın sır coğrafyalarından birinden dönüşte, uçan halım Dubai'de aktarma yapacaktı. Serendip Adası'ndan geliyordum, Adem'in cennetten indiği yeryüzündeki cennetten.
Adem'in ayak bastığı zirveye giden 4600 basamağı bir gece boyunca çıkmış ve inmiştim. Sonra o halde, tepenin etrafındaki cangıla dalmıştım. Bacaklarım yorgun. Zaten Sinbad'ın izinden gidiyordum, yol benim için kolay olmamalı.
Bu arada Türkiye'de ne olup bitiyor haberim yok. Şimdi Dubai Havaalanı'nda uzun saatler geçireceğim. Buna itirazım asla olmaz, çünkü havaalanlarında vakit geçirmeyi severim. Alışveriş için değil de bu "yer-olmayan" yerlerde, sınırlar ötesi mekânlarda ilham alacak şeyler buluyorum, okuyup yazıyorum. Ne var ki bu havaalanı Dubai olursa, bu emelinize kolay ulaşamıyorsunuz. Çünkü mahşer yeri gibi. En son on yıl önce gitmiştim, ne kadar değişse, büyüse bile şimdi de öyle. Emirates sayesinde, Dubai tam bir buluşma terminali olmuş. Bütün Asya, Ortadoğu, Avustralya ve civarı, Afrika'nın bu tarafı, yani doğuya bakan kısmı ve bu bölgelerin Avrupa ile bağlantıları, Amerika ile bağlantıları, nasıl olmuşsa Emirates'e kalmış. O yüzden Dubai Havaalanı, tam bir mahşer yeri. Yolcuların dikkati çeken kısmını da Dubai'de çalışan Uzak Asyalılar oluşturuyor. Bindiğim uçan halının neredeyse dörtte biri Sri Lankalı işçiyle doluydu. Gidişte de Emirates'in Sri Lanka uçağı Cakarta'ya gitmeden önce Colombo'ya uğramıştı. Yolcuların önemli bölümü yine pek tatil ya da business yolcusu gibi gözükmüyordu. Ama manzara, bölgede muazzam bir ekonomik patlama olduğunu gösteriyordu işte.
5 asır sonra Dubai Yıllar önce şöyle bir gördüğüm şehrin haline girmeyeceğim, zaten havaalanından çıkmadım; ne var ki, Dubai, belki beş asır sonra tekrar, Arap Yarımadası'nı yeryuvarlağının önemli bir yol kavşağı haline getirmiş. Bir zamanlar baharatın, tarçının, hindistancevizinin, fildişinin, incinin, zümrüdün, diğer başka değerli taşların yarattığı zenginliğin yerini tabii ki şimdi petrol ve petrolden kazanılan gelirin çoğalttığı başka gelirler almış durumda.
Rakamlarla konuşursak:
Emirates, 1996/1997'de 2.9 milyon yolcu taşıyordu.
2006-2007 yolcu sayısı 17.5 milyona ulaşmış.
On yılda bu kadar büyüme! Kârlılığını da yine aynı yıllar için görmek gerekirse, 31 milyon dolardan 884 milyon dolara çıkmış.
Tabii beni burada kârlılığı değil, yolcu sayısı ve modern Dubai Havaalanı'nın manzarası ilgilendiriyor. Yoksa Birleşik Arap Emirlikleri'nin nüfusu ne kadar ki? Son sayımla 3.7 milyon. Bunun da 1.2 milyonu Dubai şehrinde yaşıyor. Buna karşılık Dubai, geçen yıl dünyanın en yoğun 27'nci havaalanıydı ve yine en hızlı büyüyen (yüzde 19.31) havaalanı unvanı da onun oldu. Günde 95 bin yolcu, 120 havayolu ve 205 destinasyon, nasıl denir, uçuş noktası var. Ama 2017'de bitmesi beklenen yeni havaalanı, alan bakımından dünyanın en büyük dördüncü havaalanı olacak.
Bir büyük pazar Havaalanı, Binbir Gece Masalları'nın görkemli pazarlarını, bedestenlerini andırıyor. Şu kadarını bilmek gerekir ki, dünya literatürüne giren "bazar" sözcüğü, Farsça bez, yani kumaş sözcüğünden gelir, bedesten de öyledir. Dubai Havaalanı, aslen dini bir kavram da olsa bugün daha çok tatil hayali olarak kullanılan "cennet" tanımını uygun görüyor ve kendisine "alışveriş cenneti" diyor.
Binbir Gece Masalları'nın, Türkçeye çevrilmemiş bir öyküsünde, Hint sultanının oğlu Şehzade Ahmet, aşka ikna etmek için dünyanın en benzersiz şeyini böylesi bir pazarda arayıp bulmuş ve bulduğu şey uçan halı olmuştu. Arapların ya da tam öyle demeyelim, Doğuluların hayal gücü bugünkü hava yolunu meydana getirdi işte. Önemli olan hayal kurmak mıdır, yapmak mıdır? Bu sorunun yanıtını kim verebilir ki? Ya da şöyle sorayım: Uçak hayalini ortaya atanlar mı, uçağı yapanlar mı önemlidir? Tarih boyunca insanlık bir de bu açıdan ikiye ayrılmış sayılabilir? Yapanlar ile hayal edenler arasında bir rekabet vardır gizliden gizliye ama birbirlerine karşı değil, hatta aynı zamanda bile değildir bu rekabet. Tarihin bir başka "motoru" da bu olmalıdır.
Evet bu sorunun yanıtı ancak Binbir Gece Masalları'nın sırlarında gizlidir.
Masalda uçan halı bir simgedir ve ey bahtı güzel okur, bunun sırrını inşallah Atlas'ın mayıs sayısında arayacağız. Bunun sırrını bize Alaaddin'in Lambası'ndaki cin verecektir.
Havaalanında ezan Dubai Havaalanı alışveriş merkezini dolaşanların arasına ben de katıldım. Ne göreyim, bir minik halı ama bilgisayar faresi için yapılmış, yani tüyleri olmayan bir halı ama doğu halılarının deseninde bir halı! Biraz daha yürüdüm, içine Davut'un oğlu Süleyman'ın cinlerinin hapsedildiğini düşündüğüm nargileler satılıyor. Önce heveslendim, sonra hevesimi Çemberlitaş'a bıraktım. Ve sonunda serendipiti gerçekleşti ve Alaaddin'in sihirli lambasını buldum. Cebimdeki üç beş Amerikan parasını saydım ve aldım ki, birden gırtlaktan, derin ve kuvvetlice bir ses yükseldi. Şöyle etrafıma bakındım nereden geliyor diye. Sonra elimdeki küçük, bronz lambaya baktım, "Yoksa lambanın cininden mi geliyor" dedim. Ses giderek çoğaldı ve bir süre sonra bunun bir ezan olduğunu anladım. Algılamamın gecikmesi, biraz ezanın alışık olduğum bir şekilde başlamamış olmasından, biraz da buranın havaalanı olmasındandı.
Tabii ki burası artık post-modern dünyanın bir pazarı. Türkistan Çölü'nde ya da Marakeş'te ya da Şiraz'da, İstanbul'da kurulan pazarlar gibi bir pazar işte. Ezan vakti gelmiş. Güzel ve ölçülü bir sesle okuyor müezzin. Üstelik, havaalanında Cartier çakmaklar, Mont Blanc dolmakalemler satan dükkânları geçince, İslam sanatının eski figürleriyle süslenmiş, yeşilli mavili camiyi görüyorsunuz. Minaresiz. Kadın ve erkek kapıları var. Öyle, "ezan okundu, camiye koşalım" telaşı yok kimsede. Tek telaş var: Uçağa yetişmek, bunun için güvenlik kuyruklarında beklemek. Hepsinin başı beyaz başörtüsüyle örtülü Malezyalı kadınlardan oluşan kuyruktaki endişe de böyle bir endişeydi yalnızca. Ezan sesi, havaalanının çöl kumu deseni verilmiş halısının üzerinde yatan yolcuları da uyandırmamıştı.
Havaalanları insanın dünyevi zamanla en fazla haşir neşir olduğu yerler. Yetişmek, kaçırmamak, az zamana çok şey sıkıştırmak gerekiyor. Dubai Havaalanı'nda, alışverişten başı dönmüş ve her iki dünyayı unutmuş halde insanlar için, bir "zaman planlama" tabelası bile konmuş. Hangi "gate" kaç dakika mesafede, hangi yer hangi yere ne kadar uzak, çizelgeyle anlatılıyor. Ona göre kendini planlıyorsun.
Online boşanma Tabii ben uçan halıdan inip de internete girene kadar Türkiye'den haberleri henüz almamıştım. AK Parti hakkında açılan kapatma davasından da haberim yoktu. Zaten yaklaşık bir aydır, Hindistan ve Sri Lanka'nın gündelik hayatı ve tarihinin içindeydim. Örneğin Hindistan'da, Müslüman kadınların, talak yasasının, yani belki unutmuş olanlar için söyleyeyim; İslami boşanma yasasının kalkması için başlattıkları kampanyayı biliyorum. En çok dikkatimi çeken nokta da şu olmuştu: Müslüman kadınlar SMS, e-mail veya konferans telefon gibi teknolojik imkânlarla "boş ol" mesajının kanunen kabul edilmemesini talep ediyorlardı. Arabistan çöllerinde 15 asır önceki gelenekler, uzay çağı teknolojisine post-modern uyum sağlamış, bundan da kadınlar ama karşı taraf olarak kadınlar değil, kız kardeşimiz, annemiz, eşimiz, dostumuz olarak kadınlar ıstırap çekiyordu. Aslında kadın aşağılanıyorsa erkek daha çok aşağılanıyordur demek yanlış olmaz.
Uçan halıya bindim ve karmaşık duygular halinde Türkiye'ye uçtum. Bunu Serendip'te yani Sri Lanka'da da gördüm. Sri Lanka tarihinde yalnızca Araplar ile yerli Sinhali ya da Tamil halkı iyi ilişkiler kurmuş. Onlardan sonra gelen Hollandalılar ve İngilizlerin yaptıkları ise tam anlamıyla canilik.
Aslında ticaret ve İslam her zaman yan yana gitmişti. İslam peygamberinin kendisi daha öncesinde bir tacirdi.
22.03.2008
|
|